Giriş yap
🏺 Anunnaki

Akitu: Babil Yeni Yıl festivali ve kralın tokatlandığı gün

Babil'de yılın ilk ayı Nisannu, yani bugünkü takvimde ilkbahara denk gelen ay, yalnızca bir takvim değişikliği değildi. Bu ayın ilk günlerinde, kentin bütün tanrıları, rahipleri, kralı ve halkı, on bir gün süren büyük bir festivale katılıyordu. Bu festivalin adı Akitu'ydu. Festivalin bir gününde, Marduk'un tapınağında, yüksek rahip kralın yüzüne bir tokat atıyordu. Kral ağlarsa, bu iyi bir işaret sayılıyordu.

Bu sahne, Mezopotamya dininin en şaşırtıcı ritüellerinden biri. Anunnaki tartışmalarında, tanrıların insanlar üzerinde mutlak bir egemenlik kurduğu sık sık söyleniyor. Akitu festivali ise bize başka bir şey gösteriyor: tanrılar ile kral arasındaki ilişkinin her yıl yeniden kurulması gereken, kırılgan bir ilişki olduğunu.

Festivali nereden biliyoruz?

Akitu'nun ayrıntılarını en çok, Babil'de bulunmuş ve Selevkos dönemine, yani MÖ son yüzyıllara tarihlenen tabletlerden biliyoruz. Bu tabletler, festivalin bazı günlerinde rahiplerin hangi duaları okuyacağını, hangi ritüelleri yapacağını ayrıntılı biçimde anlatıyor. Ama tabletler eksik; festivalin bütün günleri korunmuş değil.

Festivalin çok daha eski olduğu biliniyor. Akitu adı, Sümer döneminden beri farklı kentlerde, farklı tanrılar için düzenlenen festivallerin adıydı. Ur'da, Nippur'da ve Uruk'ta da Akitu festivalleri vardı; bazıları ilkbaharda, bazıları sonbaharda yapılıyordu. Babil'deki büyük Akitu ise Marduk'un yükselişiyle birlikte, birinci binyılda özellikle önem kazandı.

Selevkos dönemine ait tabletler, festivalin geç bir biçimini anlatıyor. Bu yüzden araştırmacılar, bu ayrıntıların bütününün Nebukadnezar ya da Hammurabi dönemlerinde de aynı olduğunu kesin olarak söylemekte dikkatli davranıyor.

Gün gün

Festivalin ilk günlerinde, Marduk'un tapınağı Esagila'da, yüksek rahip şafaktan önce kalkıyor, nehirde yıkanıyor ve Marduk'a dualar okuyordu. Bu dualarda, Marduk'un yüceliği ve Babil'e olan sevgisi anılıyor, kentin ve tapınağın korunması isteniyordu.

Dördüncü günün akşamı, yüksek rahip, Marduk'un heykelinin önünde Enuma Eliş'i baştan sona okuyordu. Yani yaratılış destanı, bir kütüphane metni olmanın ötesinde, her yıl tanrının önünde yüksek sesle okunan bir ritüel metniydi. Marduk'un Tiamat'ı yenip evreni düzene sokması, her yıl, yılın başında yeniden anlatılıyordu.

Beşinci gün, festivalin en dramatik sahnesine ayrılmıştı. Kral, Esagila'ya geliyordu. Yüksek rahip, kralın asasını, halkasını ve tacını alıp Marduk'un önüne koyuyordu. Ardından kralın yüzüne bir tokat atıyor, kulaklarını çekiyor ve onu Marduk'un önünde diz çöktürüyordu. Kral, bir arınma itirafı okuyordu: Babil'e kötülük etmediğini, tapınağı yıkmadığını, halkını aşağılamadığını söylüyordu.

İtirafın ardından rahip, krala Marduk'un onu kutsayacağını ve krallığını büyüteceğini söylüyor, krallık simgelerini ona geri veriyordu. Sonra kralın yüzüne bir tokat daha atıyordu. Tablete göre, kralın gözlerinden yaşlar akarsa, Marduk'un ona karşı iyi niyetli olduğu; yaşlar akmazsa, Marduk'un öfkeli olduğu ve bir düşmanın gelip kralı düşüreceği anlaşılıyordu.

Bir kralın, her yıl tanrının önünde tokatlanmayı ve ağlamayı kabul etmesi, size bir güç gösterisi mi, yoksa bir alçakgönüllülük sınavı mı gibi geliyor?

Tanrıların toplanması

Festivalin sonraki günlerinde, Babil'e, çevre kentlerin tanrıları geliyordu. Bunların en önemlisi, Marduk'un oğlu Nabu'ydu. Nabu'nun heykeli, Borsippa kentindeki Ezida tapınağından nehir yoluyla Babil'e getiriliyordu. Diğer kentlerin tanrıları da heykelleriyle birlikte Babil'e taşınıyordu.

Tanrılar, Esagila'da "Kaderler Odası" denen bir yerde toplanıyordu. Burada tanrılar meclisi, yeni yılın kaderini belirliyordu. Bu sahne, Enuma Eliş'teki tanrılar meclisinin, Marduk'u kral seçtiği ve ona kaderleri belirleme yetkisini verdiği sahnenin bir yansıması gibiydi.

Ardından Marduk'un heykeli, kral tarafından elinden tutularak tapınaktan çıkarılıyor, büyük bir alayla, İştar Kapısı'ndan geçen Tören Yolu boyunca, kentin dışındaki Akitu evine götürülüyordu. Kralın tanrının elini tutması, festivalin en önemli anlarından biriydi; bu yüzden kralın festivale katılamadığı yıllar, bir kriz işareti sayılıyordu.

Kral yoksa festival de yok

Babil'in son kralı Nabonid, uzun yıllar Arabistan'daki Teyma vahasında kaldı. Bu süre boyunca kral Babil'de olmadığı için Akitu festivali düzenlenemedi. Babil kronikleri, bu durumu açıkça kaydediyor: "Kral Babil'e gelmedi, Nabu Babil'e gelmedi, Bel dışarı çıkmadı, Akitu festivali yapılmadı."

Bu kayıt, festivalin siyasi önemini gösteriyor. Festival, yalnızca dinî bir tören değil, kralın meşruiyetinin her yıl yenilendiği bir olaydı. Nabonid'in festivali yapamaması, Babil rahipleri arasında ona karşı bir hoşnutsuzluk yarattı. Pers kralı Kiros, MÖ 539'da Babil'i ele geçirdiğinde, Kiros Silindiri'nde Marduk'un, Nabonid'in ihmallerinden öfkelendiğini ve kendisini Babil'in yeni kralı olarak seçtiğini söyledi.

Akitu evi ve Tören Yolu

Akitu evi, Babil'in surlarının dışında, kentin kuzeyinde bulunan özel bir yapıydı. Marduk'un heykeli, festivalin belirli günlerinde buraya götürülüyor ve bir süre burada kalıyordu. Bazı araştırmacılar, bu yolculuğu, Marduk'un Tiamat'a karşı savaşa çıkışının ve zaferle geri dönüşünün ritüel bir canlandırması olarak yorumluyor.

Tören Yolu, Babil'in en görkemli caddesiydi. Nebukadnezar döneminde, yolun iki yanındaki duvarlar, mavi sırlı tuğlalar üzerine işlenmiş aslan figürleriyle kaplanmıştı. Aslanlar, İştar'ın simgesiydi. Yol, İştar Kapısı'ndan geçerek kentin içine giriyordu. Bu kapının ve yolun bir bölümü, bugün Berlin'deki Bergama Müzesi'nde yeniden kurulmuş halde sergileniyor.

Festival sırasında bu yol, tanrı heykellerinin, rahiplerin, müzisyenlerin ve halkın oluşturduğu bir alayla doluyordu. Halkın da bu alayı izlediği, belki de katıldığı düşünülüyor. Tanrıların heykellerinin tapınaklardan çıkıp halkın gözü önünde dolaşması, yılın geri kalanında pek görülmeyen bir durumdu.

Asur'daki Akitu

Akitu, yalnızca Babil'e özgü değildi. Asur'da da benzer bir festival vardı; ama orada festivalin merkezinde Marduk yerine Asur'un baş tanrısı Aşur duruyordu. Asur kralı Sennacherib, Babil'i yıktıktan sonra, Aşur kentinde yeni bir Akitu evi inşa ettirdi. Bazı Asur kopyalarında Enuma Eliş'teki Marduk'un adının yerine Aşur'un adı yazılmıştı.

Bu değişiklik, bir mitin farklı kentlerde farklı tanrılara nasıl uyarlanabildiğini gösteriyor. Yaratılış destanının kahramanı, hangi kentin festivalinde okunduğuna göre değişebiliyordu. Sizce bu, mitin esnekliğini mi, yoksa siyasetin dine ne kadar nüfuz ettiğini mi gösteriyor?

Akademik okuma

Akademik çevrelerde, Akitu festivalinin anlamı üzerine farklı yorumlar var. Erken dönem araştırmacılar, festivali, bir tanrının ölüp yeniden dirildiği bir mevsim ritüeli olarak okumuştu; bu yorum, "ölen ve dirilen tanrı" kalıbına uydurulmaya çalışılan genel bir din tarihi yaklaşımından geliyordu. Bugün bu yorum büyük ölçüde terk edildi; çünkü metinlerde Marduk'un öldüğüne dair açık bir ifade yok.

Bugünkü yorumlar, festivalin bir yenilenme ritüeli olduğunu vurguluyor: Evrenin düzeni, kralın krallığı ve kentin tanrılarla ilişkisi, her yıl yeniden kuruluyordu. Enuma Eliş'in okunması, bu yenilenmenin mitolojik çerçevesini sağlıyordu. Kralın tokatlanması ise, kralın tanrının önünde bir insan olduğunu ve krallığını tanrıdan aldığını hatırlatan bir ritüeldi.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Akitu festivalini, Marduk'un Anunnaki arasında üstünlük kazanmasının ve Babil'in dünyanın merkezi yapılmasının bir anması olarak yorumladı. Ona göre festivalde okunan Enuma Eliş, Nibiru'nun güneş sistemine girişini ve Tiamat adlı gezegenle çarpışmasını anlatan bir kozmoloji metniydi. Festival de bu kozmik olayın her yıl yeniden canlandırılmasıydı.

Sitchin, ayrıca Marduk'un festivalde bir süre "kapalı" kalmasıyla ilgili bazı geç metinleri, Marduk'un piramit içinde hapsedildiği bir anlatıya bağladı. Bu metinlerin okunması ve yorumu akademik çevrelerde tartışmalı; Sitchin'in yorumu ise bu tartışmanın çok ötesine geçiyor.

Forumlarda

Forumlarda Akitu festivali, en çok kralın tokatlanması sahnesiyle ilgi görüyor. Bazı kullanıcılar, bu sahneyi, kralların aslında Anunnaki'nin kölesi olduğunun bir kanıtı olarak okuyor. Diğerleri ise bunu, kralın da tanrının önünde bir insan olduğunu gösteren, ilginç bir ahlaki denge mekanizması olarak görüyor.

Bazı başlıklarda da Akitu, bugün hâlâ kutlanan bahar bayramlarıyla, örneğin Nevruz'la karşılaştırılıyor. Bu karşılaştırma ilgi çekici; ama doğrudan bir tarihsel bağ kurmak için daha fazla kanıt gerekiyor. İlkbaharda yeni yılı kutlamak, pek çok tarım toplumunda görülen ortak bir gelenek.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Akitu festivali, Babil'in kendi kendine her yıl sorduğu bir sorunun ritüeliydi: Tanrılar hâlâ bizimle mi? Kralın gözyaşları bu sorunun yanıtıydı. Ağlayan bir kral, tanrının hâlâ kenti sevdiğini; ağlamayan bir kral ise bir felaketin yaklaştığını gösteriyordu.

Belki de bu ritüel, en güçlü insanın bile, her yıl bir kez, kendini en savunmasız haliyle göstermesini istiyordu. Bir kralın yüzüne atılan tokat, onun gücünü azaltmak için değil, o gücün nereden geldiğini hatırlatmak için atılıyordu.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Kralın Akitu festivalinde tokatlanmasını nasıl yorumluyorsunuz? Enuma Eliş'in her yıl yüksek sesle okunması, metne bakışınızı değiştiriyor mu? Bugün liderlerin her yıl halkın ya da bir yüce gücün önünde hesap vermesini sağlayan ritüeller var mı? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap