Giriş yap
🏺 Anunnaki

Akademisyenler tabletleri saklıyor mu?

Anunnaki tartışmalarında, en sık duyduğum iddialardan biri şu: akademisyenler, tabletlerin gerçek anlamını biliyor ama saklıyor. Bu iddiaya göre, müzelerin depolarında, Anunnaki'nin gerçekliğini kanıtlayan tabletler var; ama bunlar, kasıtlı olarak, halktan gizleniyor. Bu iddia, forumlarda, videolarda ve sosyal medyada, sürekli olarak tekrarlanıyor.

Bu sayfada, bu iddiayı, ciddiye alarak ele almak istiyorum. Gerçekten yayınlanmamış tabletler var mı? Varsa, neden yayınlanmamışlar? Ve tabletlere, sıradan bir okur olarak, nasıl ulaşabilirsiniz? Siz, bir müzenin deposunda, ne kadar tablet beklediğini tahmin ederdiniz?

Yayınlanmamış tabletler gerçek

İddianın bir kısmı, doğru. Dünyanın müzelerinde, yüz binlerce çivi yazılı tablet bulunuyor ve bunların önemli bir kısmı, henüz yayınlanmamış. British Museum, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Penn Museum, Yale Babil Koleksiyonu, Louvre ve Irak Müzesi gibi kurumların koleksiyonlarında, kataloglanmış ama tam olarak okunup yayınlanmamış, çok sayıda tablet var.

Bu durumun, akademisyenler tarafından, gizlenmesi gibi bir şey yok. Tam tersine, Asurologlar, bu durumdan sıkça şikâyet ediyor. Yayınlanmamış tabletlerin sayısı, alanın, kronik sorunlarından biri olarak, konferanslarda ve makalelerde, açıkça tartışılıyor.

Neden yayınlanmıyor?

Yayınlanmamış tabletlerin bu kadar çok olmasının, birkaç pratik nedeni var. Birincisi, uzman sayısı. Dünyada, çivi yazısını okuyabilen ve tablet yayınlayabilen uzman sayısı, birkaç yüz kişiyi geçmiyor. Bu kadar az sayıda uzmanın, yüz binlerce tableti okuması, kuşaklar sürecek bir iş.

İkincisi, bir tableti yayınlamanın zorluğu. Bir tablet, bulunduğu haliyle, çoğu zaman, kırık, aşınmış ve kirli. Onu okumak için, önce temizlemek, parçalarını birleştirmek ve dikkatle incelemek gerekiyor. Ardından, tabletin, kopyası çiziliyor, transliterasyonu yapılıyor, çevirisi hazırlanıyor ve yorumu yazılıyor. Tek bir zor tablet, bir uzmanın, haftalarını, hatta aylarını alabiliyor.

Üçüncüsü, tabletlerin büyük bir kısmının, sıradan idari ve ekonomik belgeler olması. Arpa tayın listeleri, makbuzlar, sözleşmeler ve mektuplar, tabletlerin çoğunluğunu oluşturuyor. Bu belgeler, tarihçiler için değerli; ama tek tek yayınlanmaları, öncelikli görülmüyor. Uzmanlar, genellikle, edebi metinlere, tarihsel yazıtlara ve sıra dışı belgelere öncelik veriyor.

Dördüncüsü, finansman. Tablet yayınları, genellikle, sınırlı bütçeli akademik projelerle yapılıyor. Bu projeler, birkaç yıl sürüyor ve sonra bitiyor. Bir koleksiyonun tamamını yayınlamak, onlarca yıllık, sürekli bir finansman gerektiriyor.

Açık arşivler

İddianın, yanlış olan kısmı, tabletlerin, halktan saklandığı fikri. Aslında, son otuz yılda, çivi yazılı metinler, internetten, her zamankinden daha erişilebilir hale geldi.

Cuneiform Digital Library Initiative, yani CDLI, UCLA ve Max Planck Enstitüsü işbirliğiyle başlatılan bir proje. Bu proje, yüz binlerce tabletin, fotoğraflarını, kopyalarını ve transliterasyonlarını, internette, ücretsiz olarak sunuyor. Herhangi bir kişi, CDLI'nin web sitesine girerek, bir tabletin fotoğrafına bakabilir.

Oxford Üniversitesi'nin "Electronic Text Corpus of Sumerian Literature", yani ETCSL, Sumer edebiyatının büyük bir kısmını, İngilizce çevirileriyle birlikte, internette sunuyor. Bu sitede, Enki ve Ninhursag, İnanna'nın Yeraltına İnişi, Gilgamış ve Huwawa gibi metinleri, ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

ORACC, yani "Open Richly Annotated Cuneiform Corpus", Asur kraliyet yazıtlarından, Babil astronomik metinlerine kadar, çok sayıda metni, açıklamalı olarak sunuyor. Bu projeler, bir zamanlar sadece uzmanların erişebildiği bilgileri, herkese açtı. Bu sitelerin arayüzleri, ilk bakışta, biraz karmaşık görünebilir; ama birkaç dakikalık bir merakla, bir tabletin fotoğrafından, onun çevirisine kadar ulaşmak mümkün. Binlerce yıllık bir nesnenin, bir ekranda, bu kadar yakın ve ayrıntılı durması, insanı gerçekten şaşırtıyor. Bir kâtibin parmak izine benzeyen çentikler, kilin üzerindeki çatlaklar ve aşınmış kenarlar, fotoğrafta bile, insana, o nesnenin gerçekliğini hissettiriyor.

Kim, neyi saklıyor?

Bir tabletin, Anunnaki'nin gerçekliğini kanıtladığı için saklanması, pratikte, çok zor olurdu. Asuroloji, dünyanın farklı ülkelerinde, farklı üniversitelerde ve müzelerde çalışan, rekabet içindeki akademisyenlerden oluşan bir alan. Bir akademisyen için, alanı kökten değiştirecek bir tablet bulmak, kariyerinin en büyük başarısı olurdu. Böyle bir tableti saklamak için, hiçbir akademisyenin, bir nedeni yok.

Ayrıca, Asuroloji tarihinde, şaşırtıcı keşifler, hiç gizlenmedi. 1872'de George Smith'in tufan tabletini bulması, dünya basınında, büyük bir sansasyon yarattı. 2014'te, Irving Finkel'in "Gemi Tableti"ni yayınlaması da, geniş bir ilgiyle karşılandı. Akademisyenler, sıra dışı bir buluşu, genellikle, saklamak yerine, yüksek sesle duyurmayı tercih ediyor.

Yasadışı tablet ticareti

Ama tabletlerin bir kısmının, gerçekten, halkın ve akademisyenlerin gözünden uzak kaldığı bir alan var: yasadışı antika ticareti. Irak'taki savaşlar ve istikrarsızlık döneminde, binlerce tablet, yasadışı kazılarla çıkarıldı ve özel koleksiyonlara satıldı. Bu tabletlerin önemli bir kısmı, bugün, kimsenin bilmediği yerlerde duruyor.

Bu tabletler, gerçekten "saklanıyor"; ama akademisyenler tarafından değil, onları yasadışı yollarla satın alan koleksiyonerler tarafından. Bu tabletlerin, bulundukları yer ve bağlam bilinmediği için, bilimsel değerleri de, büyük ölçüde kayboluyor.

Okumak için yapmanız gerekenler

Eğer tabletlerin gerçekte ne söylediğini merak ediyorsanız, bunu kendiniz kontrol edebilirsiniz. ETCSL'deki çevirileri okuyabilir, CDLI'deki fotoğraflara bakabilir ve Andrew George, Stephanie Dalley ya da Thorkild Jacobsen gibi akademisyenlerin çevirilerini karşılaştırabilirsiniz. Türkçede ise, Muazzez İlmiye Çığ ve onun uzun yıllar birlikte çalıştığı Hatice Kızılyay gibi isimlerin çalışmaları, iyi bir başlangıç noktası.

Bu kaynakları okuduğunuzda, Sitchin'in çevirileriyle, akademik çeviriler arasındaki farkları, kendi gözünüzle görebilirsiniz. Bu, bence, "akademisyenler saklıyor" iddiasına verilebilecek, en iyi cevap.

Bir tablet nasıl yayınlanır

Bir tabletin yayınlanma sürecini biraz daha yakından anlatmak istiyorum; çünkü bu süreç, "neden bu kadar uzun sürüyor" sorusuna, en iyi cevabı veriyor. Önce, tablet, müzenin envanterinde bulunuyor ve uzmanın masasına geliyor. Uzman, tableti, farklı açılardan gelen ışık altında inceliyor; çünkü çivi işaretleri, ancak doğru açıdan gelen ışıkla, belirgin hale geliyor.

Ardından, uzman, tabletin, elle bir kopyasını çiziyor. Bu kopya, her işaretin, tablet üzerindeki şeklini, mümkün olduğunca sadık bir şekilde aktarıyor. Bugün, fotoğraflar ve üç boyutlu taramalar da kullanılıyor; ama el kopyası, uzmanın, işaretleri nasıl okuduğunu gösterdiği için, hâlâ değerli.

Sonra, transliterasyon geliyor: her işaret, Latin harfleriyle, ses değerine göre yazılıyor. Ardından çeviri, sonra da yorum. Yorumda, uzman, metnin hangi döneme ait olduğunu, benzer metinlerle ilişkisini ve okunması zor yerleri tartışıyor. Son olarak, yayın, başka uzmanlar tarafından değerlendiriliyor. Bu zincirin her halkası, zaman alıyor.

Kırık parçaların bulmacası

Bir başka zorluk, tabletlerin parçalı olması. Bir tabletin parçaları, bazen, farklı müzelere dağılmış durumda. Bir parça Londra'da, bir başkası Philadelphia'da, bir diğeri İstanbul'da olabiliyor. Bu parçaların birleştirilmesi, akademisyenlerin, yıllar süren eşleştirme çalışmalarıyla mümkün oluyor. Son yıllarda, bilgisayar destekli yöntemler, bu eşleştirmelerde, yeni başarılar sağladı.

Tanrılar arasındaki ilişki

Mezopotamya metinlerinde, gizli bilgi kavramı, gerçekten var. Bazı metinler, "bilenin, bilmeyene göstermemesi" gereken, gizli bilgiler olarak tanımlanıyor. Bu ifade, özellikle, astronomik, astrolojik ve ritüel metinlerin sonunda görülüyor. Bu bilgiler, tanrıların sırları olarak görülüyordu ve sadece uzman rahiplere ve kâtiplere açıktı.

Ea, yani Enki, bilgeliğin ve gizli bilginin tanrısıydı. Mezopotamya geleneğine göre, Ea, bu bilgiyi, apkallu denilen bilge varlıklar aracılığıyla, insanlara verdi. Ama bu bilgi, herkese değil, sadece seçilmiş kişilere açıktı. Bu anlamda, Mezopotamyalılar da, bilginin, bir kısmının, gizli tutulması gerektiğine inanıyordu.

Akademik okuma

Akademisyenler, yayınlanmamış tablet sorununu, açıkça tartışıyor. Bazı müzeler, koleksiyonlarının tamamını, dijital olarak yayınlamak için, büyük projeler başlattı. Yapay zekâ ve görüntü işleme teknolojileri de, tablet okuma sürecini, hızlandırmak için, deneniyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, akademisyenlerin, tabletlerin gerçek anlamını, ya anlamadığını ya da kabul etmek istemediğini öne sürdü. Ona göre, Asurologlar, tabletleri, mitoloji olarak okuyarak, onların, gerçek tarihsel kayıtlar olduğunu göz ardı ediyordu.

Ama Sitchin'in kendisi, yeni ya da yayınlanmamış tabletlere değil, akademisyenler tarafından zaten yayınlanmış metinlere dayanıyordu. Onun yorumları, gizli bilgilere değil, bilinen metinlerin, farklı bir okumasına dayanıyordu.

Forumlarda

Forumlarda, "akademisyenler saklıyor" iddiası, çok yaygın. Bu iddia, genellikle, kurumlara ve uzmanlara duyulan, genel bir güvensizliğin parçası.

Bence bu güvensizlik, anlaşılabilir. Ama tabletlere, bugün, her zamankinden daha kolay ulaşılabildiğini bilmek, bu güvensizliği, belki biraz hafifletebilir.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence akademisyenlerin sakladığı tek şey, sabırsızlıkları. Yayınlanmamış tabletler, bir komplonun değil, yetersiz kaynağın ve az sayıda uzmanın sonucu. Belki de, gizli tabletler hakkında konuşmak yerine, daha fazla insanın çivi yazısı öğrenmesini teşvik etmek, bu sorunu, gerçekten çözebilir.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Akademisyenlerin tabletleri sakladığını düşünüyor musunuz? CDLI ya da ETCSL'i hiç ziyaret ettiniz mi? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap