Akad'ın Laneti: Bir kralı tarihe karşı suçlayan şiir nasıl okundu?
Naram-Sin, Akad İmparatorluğu'nun en güçlü krallarından biriydi. Kendini "dört yönün kralı" olarak tanıttı, adının önüne tanrı belirleyicisini koydurdu. Yaklaşık iki yüz yıl sonra yazılan bir Sümer şiiri ise onu, Nippur'daki Enlil tapınağını yıkan ve kendi başkentinin sonunu getiren bir kral olarak anlatıyor. Bu şiire bugün "Akad'ın Laneti" diyoruz. İşin tuhafı, arkeolojik kayıtlar Naram-Sin'in o tapınağı yıkmadığını, aksine onardığını gösteriyor.
Bu çelişki, şiirin okunma tarihinin tam ortasında duruyor. Ben de burada metni, kimlerin okuduğunu ve neden hâlâ tartışıldığını anlatmak istiyorum.
Tabletler nereden geldi?
Akad'ın Laneti'nin bilinen kopyalarının büyük çoğunluğu Eski Babil dönemine ait ve Nippur'dan geliyor. Bu tabletler, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Pennsylvania Üniversitesi'nin Nippur kazılarında ortaya çıktı. Bir kısmı Philadelphia'ya, bir kısmı İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne gitti. Ur'dan ve başka merkezlerden de birkaç kopya biliniyor.
Bazı araştırmacılar, daha erken, Ur III dönemine ait olabilecek bir parçadan da söz ediyor. Bu doğruysa, metnin Akad'ın çöküşünden çok uzun süre sonra değil, nispeten erken bir dönemde oluşturulduğunu düşündürüyor. Ama eldeki kopyaların ağırlığı yine de Eski Babil okul geleneğinde.
Şiir yaklaşık üç yüz satır uzunluğunda. Kopyalar parça parça bulunduğu için, metnin bütünü ancak çok sayıda tablet yan yana konarak kurulabildi.
İlk okumalar
Metnin ilk tanınması, Samuel Noah Kramer ve onun kuşağındaki Sümerologların Nippur tabletlerini taradığı döneme denk geliyor. Adam Falkenstein, 1965'te Zeitschrift für Assyriologie'de "Fluch über Akkade" başlıklı bir edisyon yayımladı. Bu, metnin ilk kapsamlı akademik incelemesiydi.
Asıl standart edisyon ise Jerrold S. Cooper'ın 1983'te yayımladığı "The Curse of Agade" kitabı oldu. Cooper, bilinen bütün kopyaları bir araya getirdi, satır satır transliterasyon ve çeviri verdi, metnin yapısını ve tarihsel bağlamını tartıştı. Bugün yapılan çevirilerin çoğu, Oxford'un ETCSL projesindeki çeviri de dahil, Cooper'ın çalışmasına dayanıyor.
Şiirin anlattığı
Şiir, Akad'ın yükselişiyle açılıyor. Enlil, Kiş ve Uruk'u yıktıktan sonra krallığı Sargon'a veriyor. İnanna, Akad'daki Ulmaş tapınağına yerleşiyor ve kenti zenginlikle dolduruyor. Uzak ülkelerden mallar geliyor, kentin depoları doluyor, rıhtımlarda gemiler yanaşıyor.
Sonra bir şey değişiyor. İnanna, Ulmaş'ı terk ediyor. Şiir bunun nedenini açıkça söylemiyor; ama Enlil'in Ekur'dan, yani Nippur'daki tapınağından bir "söz" çıktığını, tanrıların Akad'dan yüz çevirdiğini anlatıyor. Ninurta, Utu, Enki ve An, Akad'a verdikleri armağanları geri alıyor.
Naram-Sin, bir rüyada Akad'ın geleceğini görüyor ve yedi yıl boyunca yas tutuyor. Sonra sabrı tükeniyor. Tanrılardan bir işaret alamayınca Nippur'a yürüyor ve Ekur'u yıktırıyor. Tapınağın kapılarını söktürüyor, kutsal eşyaları gemilere yükletip Akad'a götürüyor.
Bunun bedeli ağır. Enlil, dağlardan Gutileri indiriyor. Şiir onları insan gibi görünen ama köpek aklıyla davranan, maymun yüzlü bir kalabalık olarak tarif ediyor. Ülke harap oluyor, kanallar kuruyor, tarlalar ürün vermiyor. Sonunda sekiz tanrı Akad'ı lanetliyor: Kentin bir daha yaşanmaz hâle gelmesini, otlarının çürümesini, yollarında tilkilerin dolaşmasını diliyorlar. Şiir, "Akad yıkıldı, İnanna'ya övgü" anlamına gelen bir dizeyle kapanıyor.
Tarih ile şiir arasındaki uçurum
Metnin akademik okumasında en çok tartışılan nokta, anlattığı olayların tarihe uymaması. Nippur'da Naram-Sin'in adını taşıyan tuğlalar ve yazıtlar bulundu. Bunlar, onun Ekur'da inşaat ve onarım işleri yaptırdığını gösteriyor. Ayrıca Akad hanedanı Naram-Sin'den sonra da bir süre devam etti; oğlu Şar-kali-şarri tahta geçti. Yani Akad, Naram-Sin'in döneminde birden yıkılmadı.
Cooper ve ondan sonraki araştırmacılar, şiirin bir tarih kaydı değil, bir teolojik yorum olduğunu vurguladı. Ur III ve Isin dönemlerinin yazıcıları, Akad'ın çöküşünü açıklamak için bir suçlu arıyordu. Naram-Sin, kendini tanrılaştıran tavrıyla bu rol için uygun bir figürdü. Şiirin mesajı açık: Hiçbir kral, Enlil'in kararına karşı gelemez.
Bu okuma, şiiri bir uyarı metni olarak görüyor. Sonraki krallara ve yazıcı öğrencilere, tanrılara saygısızlığın bedelini hatırlatıyor.
Ekur'un yıkım sahnesi
Şiirin en uzun ve en ayrıntılı bölümü, Ekur'un yıkılışı. Naram-Sin'in askerleri tapınağın merdivenlerine kazmalar dayıyor, duvar diplerini sökmeye çalışıyor. Kutsal ağaçlar kesiliyor, değerli metaller eritiliyor. Şiir, bu sahneleri bir tören tarifinin tam tersi gibi kuruyor: Bir tapınak inşasında yapılan her işin, burada tersine çevrildiğini görüyoruz.
Bu tersine çevirme, Sümer edebiyatında bilinçli bir teknik. Gudea'nın silindirlerinde bir tapınağın nasıl adım adım kurulduğunu okuyoruz; Akad'ın Laneti'nde ise aynı adımların bozulduğunu. Okuyucu, iki metni bilen bir yazıcıysa, bu karşıtlığı hemen fark ederdi.
Benim için bu sahnenin en çarpıcı yanı, Naram-Sin'in yalnız olmaması. Şiir, onun emriyle çalışan işçileri, gemicileri, askerleri de anlatıyor. Suç tek bir kralın; ama ceza, bütün bir halkın üzerine düşüyor.
Çeviri sorunları
Gutilerin tarifi, çevirmenler için ayrı bir sorun. Sümerce ifadelerin bazıları hayvan benzetmeleri içeriyor ve tam olarak hangi hayvanın kastedildiği tartışmalı. Cooper'ın çevirisinde "maymun" olarak geçen kelimenin başka okumaları da önerildi.
Bir başka güçlük, lanet bölümünün dili. Lanetler, kısa ve tekrarlayan kalıplarla kurulmuş. Bu kalıpların ritmi Sümercede belirgin; ama çeviride bu ritmi korumak zor. Bazı çevirmenler satırları kısaltıp şiirsel tutmayı seçti, bazıları ise kelimesi kelimesine bir çeviri verdi.
Tanrılar arasındaki ilişki
Şiirde tanrıların davranışı, bir meclis kararının uygulanması gibi işliyor. Enlil, kararın kaynağı. İnanna, Akad'ın koruyucusu olmasına rağmen kenti terk ediyor; burada onun Enlil'e karşı durmadığını görüyoruz. Ninurta, Utu, Enki ve An, kendi alanlarındaki armağanları geri alıyor: Ninurta kraliyet silahlarını, Utu hükmetme yetkisini, Enki bilgeliği, An ise kraliyet tacını.
Sekiz tanrının laneti de dikkat çekiyor. Enlil'in öfkesini yatıştırmak için, Ekur'un yıkılmasının cezasını Akad'a yöneltiyorlar. Yani tanrılar arasında bir tür uzlaşma var: Enlil'in tapınağına yapılan saldırı, bütün panteonun ortak cezasıyla karşılanıyor. Bu, Sümer panteonunun Nippur merkezli hiyerarşisini net bir biçimde gösteriyor.
Sitchin'in okuması
Zecharia Sitchin, Akad döneminin olaylarını kendi kronolojisinde İnanna'nın Akad krallarıyla kurduğu ittifakın ve Anunnaki arasındaki iktidar savaşlarının bir parçası olarak okudu. Ona göre Naram-Sin, İnanna'nın desteğiyle hareket eden bir kraldı ve Akad'ın düşüşü, Anunnaki liderlerinin İnanna'ya karşı aldığı bir kararın sonucuydu.
Akademik okumada ise tanrıların davranışı, bir dinsel ve siyasi açıklama aracı. Şiir, Akad'ın çöküşünü tanrıların iradesine bağlıyor; ama bu irade bir uzay gemisi ya da fiziksel bir varlık olarak değil, kozmik düzenin işleyişi olarak sunuluyor. Sitchin'in okuması, şiirin teolojik dilini literal bir tarih anlatısına çeviriyor; bunu yaparken de şiirin Naram-Sin hakkında tarihe aykırı bilgiler verdiği gerçeğini görmezden geliyor.
Forumlarda Akad'ın Laneti
Forumlarda bu şiir, son yıllarda iklim tartışmalarıyla birlikte anılıyor. Harvey Weiss ve ekibinin 1993'te Tell Leilan kazısına dayanarak yayımladığı çalışma, Akad'ın çöküşünü yaklaşık 4200 yıl önceki bir kuraklık olayıyla ilişkilendirdi. Bazı kullanıcılar, şiirdeki kuruyan kanalların ve ürün vermeyen tarlaların bu kuraklığın bir hatırası olduğunu öne sürüyor.
Bu yorum akademide de tartışılıyor; ama kesinlik yok. Kuraklığın etkisi ve zamanlaması üzerine farklı görüşler var. Forumlarda kimi kullanıcılar haklı olarak şunu soruyor: "Şiir kuraklığı tanrıların cezası olarak anlatıyorsa, yazıcılar gerçek bir kuraklığı mı hatırlıyordu, yoksa her yıkım anlatısında kullanılan bir kalıbı mı?" Bence en dürüst cevap, ikisinin de mümkün olduğu; elimizdeki kanıt, birini ötekine kesin olarak tercih etmeye yetmiyor.
Türkçe forumlarda ise şiir daha çok "Anunnaki bir kenti yok etti" başlığıyla dolaşıyor. Bu başlıklarda Naram-Sin'in Ekur'u onardığına dair kanıtlardan hiç söz edilmiyor.
SohbeX teorisi: Bir okul metni olarak lanet
Bu bölüm spekülatif.
Akad'ın Laneti'nin bu kadar çok kopyasının okul bağlamında bulunması, bana şunu düşündürüyor: Belki şiir, yazıcı öğrencilere yalnızca Sümerce öğretmek için değil, bir siyasi ders vermek için de kopyalatılıyordu. Öğrenciler, gelecekte kralların hizmetinde çalışacaktı. Onlara, en güçlü kralın bile tanrılara karşı gelemeyeceği öğretiliyordu.
Bu, şiirin tarihe aykırılığını da açıklayabilir. Bir ders metni, olayların doğruluğundan çok ahlaki mesajına önem verir. Bunu kanıtlayamam; ama tablet buluntularının dağılımı bu yönde bir okumaya izin veriyor.
Belki de Akad'ın Laneti'ni en iyi okuyanlar, onu ezberleyen ve sonra yıllarca saray yazıcılığı yapan o öğrencilerdi. Onlar, şiirin gerçek olaylardan çok bir uyarı taşıdığını bizden iyi biliyor olmalıydı.
Size soru
Bir kralın, aslında onardığı bir tapınağı yıktığı söylenerek iki yüz yıl boyunca suçlanması size neyi hatırlatıyor? Bugün de tarih kitaplarında, gerçekte yapılandan çok, sonradan anlatılanla hatırlanan figürler var mı? Bunu düşünürken Naram-Sin'e biraz haksızlık edildiğini hissetmeden edemiyorum.
Giriş yap