Agade nerede? Kayıp başkentin izinde
Mezopotamya'nın en ünlü kentlerinin çoğunu, bugün haritada gösterebiliriz. Ur, Uruk, Babil, Ninova, Nippur; hepsi kazılmış, hepsinin yeri biliniyor. Ama tarihin ilk imparatorluklarından birinin başkenti, Sargon'un kurduğu ve Naram-Sin'in yönettiği Agade, yani Akad kenti, hâlâ bulunamadı.
Bu, Mezopotamya arkeolojisinin en büyük gizemlerinden biri. Yaklaşık bir buçuk asır boyunca, Basra Körfezi'nden Akdeniz'e kadar uzanan bir imparatorluğun merkezi olan bir kent, nasıl kaybolabilir? Ve neden onu bugüne kadar bulamadık? Ben bu soruyu, arkeolojinin sınırlarını en iyi gösteren sorulardan biri olarak görüyorum. Siz büyük bir başkentin tamamen kaybolabileceğine inanır mıydınız?
Metinlerdeki Agade
Agade'nin adı, Mezopotamya metinlerinde yüzlerce kez geçiyor. Sargon'un yazıtları, onun "Agade'nin kralı" olduğunu söylüyor. Naram-Sin, kendini "Agade'nin kralı, dünyanın dört yanının kralı" olarak tanımlıyor. Sargon'a ait bir yazıtın sonraki kopyasında, Dilmun, Magan ve Meluhha'dan gelen gemilerin Agade'nin rıhtımına yanaştığı anlatılıyor.
Bu bilgi önemli: Agade, bir nehir limanıydı. Uzak ülkelerden gelen gemiler, kentin rıhtımına ulaşabiliyordu. Bu da kentin, Dicle'nin ya da Fırat'ın kıyısında, ya da bir kanalla nehre bağlı bir yerde bulunduğunu gösteriyor.
Agade'nin baş tanrıçası, İştar'dı ve kentteki tapınağı, "Eulmaş" adıyla biliniyordu. Kentin bir diğer önemli tanrısı, savaş tanrısı İlaba'ydı. Bu tapınakların adları, sonraki yüzyıllarda da anılmaya devam etti.
Lanetten sonra
"Agade'nin Laneti" adlı metin, kentin lanetlendiğini ve bir daha yeniden kurulmayacağını söylüyor. Ancak gerçek, bu kadar kesin değil. Ur III dönemine ait belgelerde, Agade'nin hâlâ var olduğu ve yönetildiği görülüyor. Eski Babil döneminde de, kentin adı geçiyor.
En ilginç kanıt ise, çok daha geç bir dönemden geliyor. MÖ altıncı yüzyılda, Babil'in son kralı Nabonid, eski tapınakları onarmaya ve eski kralların izlerini bulmaya büyük bir ilgi gösterdi. Nabonid'in yazıtları, onun Agade'deki Eulmaş tapınağını aradığını ve onarmaya çalıştığını anlatıyor. Bu, MÖ altıncı yüzyılda bile, Agade'nin yerinin, en azından kabaca, bilindiğini düşündürüyor.
Nabonid'in arkeolojiye olan ilgisi, onu bazı araştırmacıların gözünde "ilk arkeolog" yapıyor. O, eski yazıtları kazdırıyor, okutuyor ve kendi yazıtlarında bunlardan söz ediyordu. Eğer Nabonid Agade'yi bulduysa, o yer, sonraki iki bin beş yüz yılda yeniden kayboldu.
Aday yerler
Agade'nin yeri konusunda, araştırmacılar pek çok öneri sundu. Bunların hiçbiri kesin değil, ama bazıları diğerlerinden daha çok destek görüyor.
Bir öneri, Agade'yi, Kiş'in yakınlarında, Fırat üzerinde arıyor. Sargon'un, Akad'ın kuruluşundan önce Kiş kralı Ur-Zababa'nın sakisi olduğu söyleniyor; bu da Agade'nin Kiş'e yakın olabileceğini düşündürüyor. Bu bölgede, İşan Mizyad gibi bazı höyükler aday olarak gösterildi.
Başka bir öneri, Agade'yi Dicle üzerinde, Diyala nehrinin Dicle'ye karıştığı yerin yakınında arıyor. Christophe Wall-Romana, 1990'da Journal of Near Eastern Studies'de yayımlanan bir makalede, metinlerdeki coğrafi bilgileri analiz ederek, Agade'nin bu bölgede olabileceğini savundu. Bu bölge, bugünkü Bağdat'ın güneyine karşılık geliyor.
Üçüncü bir öneri, Agade'nin Bağdat'ın içinde ya da çok yakınında olabileceği. Bağdat'taki Tell Muhammed gibi bazı höyükler, aday olarak tartışıldı. Eğer Agade, modern Bağdat'ın altında kalıyorsa, onu kazmak neredeyse imkânsız olurdu.
Başka öneriler, Agade'yi Samarra yakınlarına, Sippar çevresine ya da başka yerlere yerleştiriyor. Ancak hiçbiri, Agade adını taşıyan bir yazıt ya da tuğla ile doğrulanmış değil.
Neden bulunamıyor?
Agade'nin bulunamamasının birkaç olası nedeni var. Birincisi, nehirlerin yer değiştirmesi. Dicle ve Fırat, binlerce yıl boyunca, yataklarını defalarca değiştirdi. Eski bir nehir kıyısındaki kent, bugün nehirden kilometrelerce uzakta ya da kalın alüvyon tabakaları altında kalmış olabilir.
İkincisi, kentin üzerine sonraki yerleşimlerin kurulmuş olması. Eğer Agade, Bağdat gibi büyük bir modern kentin altındaysa, ona ulaşmak çok zor.
Üçüncüsü, kentin kendisinin, sonraki dönemlerde sistematik olarak yağmalanmış ya da yıkılmış olması. Akad'ın düşmanları, kenti yerle bir etmiş ve malzemelerini başka yerlerde kullanmış olabilir.
Dördüncüsü ise, belki de en sıradan neden: Irak'ın büyük bir kısmı, hâlâ sistematik olarak araştırılmadı. Savaşlar ve siyasi istikrarsızlık, son kırk yılda pek çok araştırmayı engelledi.
Uydu görüntüleri ve yeni yöntemler
Son yıllarda, uydu görüntüleri ve uzaktan algılama teknikleri, kayıp kentlerin aranmasında yeni olanaklar sundu. Soğuk Savaş döneminden kalan CORONA casus uydusu görüntüleri, 1960'larda çekilmiş ve bugün kamuya açık. Bu görüntüler, modern tarım ve kentleşmeden önceki arazi durumunu gösteriyor ve eski nehir yataklarını, kanalları ve höyükleri ortaya çıkarabiliyor.
Bazı araştırmacılar, bu görüntüleri kullanarak, Dicle ve Fırat'ın eski yataklarını haritalandırmaya ve Agade'nin olası yerini daraltmaya çalışıyor. Ancak şimdiye kadar, kesin bir sonuç elde edilmedi.
Tanrılar arasındaki ilişki: İştar'ın kenti
Agade, İştar'ın kentiydi. Sargon, yazıtlarında, İştar'ın onu sevdiğini ve ona krallık verdiğini söylüyor. Sonraki bir efsanede, Sargon'un bir bahçıvan iken İştar tarafından sevildiği ve kral yapıldığı anlatılıyor.
Sargon'un kızı Enheduanna, İnanna (İştar) için ilahiler yazdı ve onu tanrıların en büyüğü olarak övdü. "İnninsagurra" ve "Ninmesarra" adlı ilahilerde, İnanna, An ve Enlil'in bile karşısında duran, korkunç ve güçlü bir tanrıça olarak tasvir ediliyor.
Akad hanedanı, İştar ile özel bir bağ kurdu. Bu, Sümer'in geleneksel dinsel düzeninde bir değişiklik anlamına geliyordu: Enlil'in Nippur'daki üstünlüğü korunsa da, İştar, Akad'ın imparatorluk ideolojisinin merkezine yerleşti. "Agade'nin Laneti"nde ise, İştar, Enlil'in gazabı karşısında kentini terk ediyor. Yani İştar'ın kenti, İştar tarafından bile korunamıyor.
Metinlerdeki zengin kent
Agade'yi göremiyoruz, ama metinler onu canlı bir şekilde anlatıyor. Sargon'un sonraki kopyalarla bize ulaşan yazıtlarından birinde, kralın önünde her gün beş bin dört yüz askerin yemek yediği söyleniyor. Bu sayı, abartılı olabilir; ama kraliyet sarayının ne kadar büyük bir kurum olduğunu anlatmak için kullanılmış.
"Agade'nin Laneti"nin başında ise, kentin altın çağı tasvir ediliyor. Metne göre, Agade'nin evleri altın, gümüş, bakır, kalay ve lapis lazuli ile doluydu. Kentin yaşlıları bilgece konuşuyor, kadınları dans ediyor, gençleri silah kullanmayı öğreniyordu. Uzak ülkelerden gelen hayvanlar, filler, maymunlar ve yabani boğalar, kentin meydanlarında dolaşıyordu. Elamlılar, Subartulular ve Amoritler, kente armağanlar getiriyordu.
Bu tasvir, Agade'nin, Mezopotamya'nın kolektif hafızasında, zenginliğin ve gücün simgesi olarak kaldığını gösteriyor. Belki de kentin bulunamaması, bu hafızayı daha da güçlendiriyor. Hiç görmediğimiz bir kent, hayal gücümüzde her zaman daha görkemli.
Bir de Akad dilinin kendisi var. Bu kentin adı, Mezopotamya'nın Sami dilinin adı oldu: Akadca. Yani Agade kaybolsa da, iki bin yıl boyunca diplomasinin, edebiyatın ve bilimin dili, onun adını taşıdı. Babil ve Asur dilleri, aslında Akadcanın lehçeleriydi.
Akademik okuma
Akademisyenler, Agade'nin yerini bulmanın, Akad İmparatorluğu'nu anlamak için kritik olduğunu düşünüyor. Bugün Akad hakkında bildiklerimizin büyük kısmı, başka kentlerde bulunan yazıtlardan, sonraki dönemlerin kopyalarından ve efsanelerden geliyor. Başkentin kendisi, kraliyet arşivleri ve sarayı, hâlâ eksik.
Bazı araştırmacılar, Agade bulunduğunda, Akad yönetimine, ekonomisine ve imparatorluk ideolojisine dair çok önemli bilgilerin ortaya çıkacağını düşünüyor. Diğerleri ise, kentin büyük ölçüde yıkılmış ve yağmalanmış olabileceğini, bu yüzden beklentilerin çok yüksek tutulmaması gerektiğini belirtiyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Agade'nin yerine özel bir ilgi göstermedi. Ancak onun anlatısında, Akad hanedanı, İnanna'nın himayesinde yükselmiş ve onun Anunnaki arasındaki güç mücadelesinin bir aracı olmuştu. Naram-Sin'in Nippur'a saldırısı, Sitchin'e göre, İnanna'nın Enlil'e karşı başlattığı bir isyanın parçasıydı.
Akademik okumada, Naram-Sin'in Nippur'a saldırısı, tarihsel bir olay olarak doğrulanmış değil ve "Agade'nin Laneti" metni, sonraki bir dönemin siyasi bakış açısını yansıtıyor.
Forumlarda
Forumlarda Agade'nin kayboluşu, sık sık gizemli bir şekilde anlatılıyor. Bazı kullanıcılar, kentin bilerek gizlendiğini ya da bulunduğunu ama açıklanmadığını öne sürüyor. Diğerleri ise, Mezopotamya'nın coğrafyasını ve Irak'taki araştırma koşullarını hatırlatarak, kentin bulunamamasının sıradan nedenleri olduğunu belirtiyor.
Arkeologlar ise, böyle iddialara karşı genellikle tek bir cevap veriyor: yazıtlı bir tuğla bulunmadan, hiçbir höyük Agade sayılmaz.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Agade'nin kayboluşu, "Agade'nin Laneti"nin bir tür kehaneti gibi. Metin, kentin bir daha kurulmayacağını, yerinin unutulacağını söylüyordu. Ve dört bin yıl sonra, bu lanet bir anlamda gerçekleşti.
Belki de katipler, Agade'yi lanetlerken, onun hafızasını da silmek istiyordu. Ama başaramadılar: kentin adı, binlerce metinde yaşamaya devam etti. Kent kayboldu, ama adı kalmadı mı?
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Sizce Agade bir gün bulunacak mı? Eğer bulunursa, orada ne bulmayı umarsınız? Bir kentin yeri unutulup adı yaşamaya devam edebilir mi? Yorumlarda yazın.
Giriş yap