Giriş yap
🏺 Anunnaki

Adı var, kendisi yok: Nippur'un edebi katalogları ve kayıp Sümer eserleri

1942'de Samuel Noah Kramer, Bulletin of the American Schools of Oriental Research'te kısa bir makale yayımladı: "The Oldest Literary Catalogue". Makalenin konusu, Nippur'dan çıkmış küçük bir tabletti. Tablette bir hikâye, bir ilahi ya da bir mektup yoktu. Yalnızca adlar vardı: Sümer edebi eserlerinin ilk satırları, alt alta sıralanmış.

Bu tablet, bir Eski Babil yazıcısının elindeki eserlerin listesiydi. Bazı adlar, bugün okuyabildiğimiz metinlere karşılık geliyordu. Bazıları ise hiçbir bilinen metne uymuyordu. Yani tablet, var olduğunu bildiğimiz ama kendisini hiç görmediğimiz eserlerin de kaydıydı. Nippur'dan gelen tabletler hakkında pek çok şey yazdım; bu kez onların en tuhaf türüne, katalog tabletlerine bakmak istiyorum.

Bir eserin adı nasıl konur?

Mezopotamya'da edebi eserlerin bizim anladığımız anlamda başlıkları yoktu. Bir eser, ilk satırıyla anılıyordu. Enuma Eliş'in adı, "Yukarıda gök adlandırılmadığında" anlamına gelen ilk kelimeleri. Gılgamış Destanı'nın Standart Babil versiyonu, "Derinliği gören" diye başlıyor ve o adla biliniyordu.

Katalog tabletleri de bu ilk satırları sıralıyor. Bu yüzden bir katalogdaki bir adı tanımak için, o eserin ilk satırını bilmek gerekiyor. İlk satırı kırık ya da kayıp bir tablet, katalogdaki karşılığıyla eşleştirilemiyor. Bu da katalogları okumayı bir eşleştirme bulmacasına çeviriyor.

Kramer'in tableti ve ötekiler

Kramer'in 1942'de yayımladığı tablet, bu türün ilk bilinen örneklerinden biriydi. Sonraki yıllarda başka kataloglar da bulundu ve yayımlandı: Nippur'dan, Ur'dan ve kaynağı tam bilinmeyen koleksiyonlardan. Bu katalogların bazıları birbirine çok benziyor; bazıları ise farklı eser gruplarını, farklı sıralarla veriyor.

Katalogların karşılaştırılması, bazı eserlerin birlikte, belirli bir sırayla kopyalandığını gösterdi. Bu da Sümer edebiyatının okullarda gruplar hâlinde öğretildiği fikrini destekledi. Ama katalogların asıl heyecan verici yanı, listede adı geçen ve bizim hiç bilmediğimiz eserler.

Kayıp eserler

Bazı katalog girişleri, bilinen hiçbir metne karşılık gelmiyor. Bir ilahinin, bir ağıtın ya da bir tartışma şiirinin ilk satırı listede duruyor; ama o satırla başlayan bir tablet henüz bulunmadı. Bu eserler, belki hâlâ bir müze deposunda, okunmamış bir tablet parçası olarak bekliyor. Belki de tamamen kayboldu.

Bu durum, Sümer edebiyatı hakkındaki bilgimizin sınırlarını hatırlatıyor. Bugün okuduğumuz yüzlerce Sümer eseri, bir zamanlar var olan bir külliyatın yalnızca bir parçası. Kataloglar, bu külliyatın büyüklüğüne dair bize bir pencere açıyor; ama pencerenin ardındaki odanın bir kısmı karanlık.

Zaman zaman bir katalog girişi, yeni bulunan bir tabletle eşleşiyor. Bu, asurologlar için küçük bir bayram. Bir ad, birden bir metne kavuşuyor.

Jena'daki tabletler

Nippur tabletlerinin bir kısmı, beklenmedik bir yerde, Almanya'nın Jena kentinde. Hermann Hilprecht, Pennsylvania Üniversitesi'nin Nippur kazılarının bilimsel yöneticisiydi. Kazılardan sonra, Osmanlı yönetiminin kendisine hediye ettiği bazı tabletleri ve kendi topladığı başka parçaları Jena Üniversitesi'ne bağışladı. Bu koleksiyon bugün "Hilprecht-Sammlung" adıyla biliniyor.

Jena koleksiyonunda edebi tabletler de var. Bu tabletlerin bazıları, Philadelphia ve İstanbul'daki parçaların devamı. Yani bir tabletin bir parçası Jena'da, öteki parçası İstanbul'da olabiliyor. Bu dağınıklık, Nippur tabletlerinin bir arada okunmasını uzun süre zorlaştırdı. Bugün bu koleksiyonların çoğu çevrimiçi kataloglarla birbirine bağlanmış durumda.

Hilprecht'in kendisi tartışmalı bir figür. Kazıların kayıtları ve buluntuların tarihlemesi üzerine meslektaşlarıyla büyük bir kavgaya girdi. Ama Jena'daki koleksiyonu, bu kavgadan bağımsız olarak, Nippur'un edebi mirasının önemli bir parçası.

ETCSL ve dijital katalog

1990'ların sonunda Oxford Üniversitesi'nde başlayan Electronic Text Corpus of Sumerian Literature projesi, Jeremy Black ve Graham Cunningham'ın öncülüğünde, Sümer edebi eserlerinin dijital bir külliyatını oluşturdu. Proje, her esere bir numara verdi ve bilinen kopyaları listeledi.

ETCSL'nin yaptığı iş, bir anlamda Eski Babil kataloglarının modern bir devamı. Eski yazıcılar, eserlerin ilk satırlarını bir tablete sıralıyordu; ETCSL, aynı eserleri bir veri tabanına sıraladı. Projenin kataloğunda, Eski Babil kataloglarındaki girişlerin hangi eserlere karşılık geldiğine dair notlar da var.

Ben ETCSL'yi ilk kez kullandığımda, bir eserin ilk satırını arayıp onun bir Eski Babil kataloğunda geçip geçmediğine bakmanın tuhaf bir zevk verdiğini hatırlıyorum. Dört bin yıl önceki bir yazıcının listesiyle, bugünkü bir veri tabanı arasında bir köprü kuruluyor.

Çeviri sorunları

Katalogların çevirisinde en büyük güçlük, ilk satırların bağlamsız olması. Bir satırın ne anlattığını anlamak için, devamını bilmek gerekiyor. Devamı bilinmeyen bir satır, birkaç farklı biçimde çevrilebiliyor. Bu yüzden kayıp eserlerin adları, çoğu zaman yalnızca transliterasyonla veriliyor.

Bir başka sorun, katalogların kendi hataları. Yazıcılar, bir eserin ilk satırını yanlış hatırlayabiliyor ya da kısaltabiliyordu. Bazı katalog girişleri, bilinen bir eserin ilk satırına neredeyse uyuyor; ama tam olarak değil. Bu durumda, girişin aynı esere mi, yoksa onun farklı bir versiyonuna mı karşılık geldiği tartışılıyor.

Tartışma şiirleri ve katalogdaki yerleri

Kataloglarda sık geçen türlerden biri, tartışma şiirleri. Bu şiirlerde iki karakter, örneğin Kış ile Yaz, Kazma ile Saban ya da Koyun ile Tahıl, hangisinin daha üstün olduğunu tartışıyor. Tartışmanın sonunda bir tanrı, genellikle Enlil ya da Enki, kazananı ilan ediyor.

Bu şiirlerin bazıları bugün iyi biliniyor. Ama kataloglarda, bilinen tartışma şiirlerinin yanında, adı geçen ama metni bulunmamış başka tartışmalar da olabilir. Bu türün okullarda neden bu kadar sevildiğini düşündüğümde, öğrencilerin hem dil becerisini hem de tartışma sanatını aynı anda çalışabildiklerini görüyorum.

Bu şiirlerde tanrıların rolü, hakemlik. Enlil ya da Enki, iki tarafı dinliyor ve bir karar veriyor. Bu karar, çoğu zaman kozmik düzene uygun bir sonuç: her şeyin kendi yeri, kendi görevi var. Kataloglarda bu şiirlerin ilahilerle yan yana durması, yazıcıların tanrıları hem övgünün hem de yargının merkezi olarak gördüğünü düşündürüyor.

Bir katalog nasıl okunur?

Bir katalog tabletini ilk kez okuyan biri için, liste kuru görünebilir. Ama her satır, bir eserin kapısı. Asurologlar, bir katalog girişini okuduklarında önce o ilk satırın bilinen bir eserle eşleşip eşleşmediğine bakıyor. Eşleşme varsa, katalogdaki sıra o eserin hangi eserlerle birlikte okunduğunu gösteriyor. Eşleşme yoksa, giriş kayıp eserler listesine ekleniyor.

Bu iş, sabır gerektiriyor. Bazen bir girişin karşılığı, onlarca yıl sonra, yeni yayımlanan bir tablet parçasıyla ortaya çıkıyor. Ben bu sürecin, bir dedektif hikâyesine benzediğini düşünüyorum: ipucu elde, ama suçlu henüz bulunmadı. Siz böyle bir bulmacayı çözmeye çalışırken sabırlı olabilir miydiniz?

Tanrılar arasındaki ilişki

Katalogların içeriği, Sümer panteonunun bir haritası gibi. Enlil'e, Ninlil'e, Ninurta'ya, İnanna'ya, Enki'ye adanmış ilahiler, listelerde yan yana duruyor. Bazı kataloglarda eserler tanrılara göre gruplanmış görünüyor; bazılarında ise türlere göre.

Bu gruplama, yazıcıların tanrılar arasındaki ilişkiyi nasıl düşündüğünü de yansıtıyor. Nippur kataloglarında Enlil ve onun ailesine ait eserlerin öne çıkması, kentin dinsel merkezine uygun. Ama kataloglarda Eridu'nun Enki'sine ve Uruk'un İnanna'sına ait eserler de önemli bir yer tutuyor. Nippur'un yazıcıları, bütün Sümer'in tanrılarını kendi raflarında topluyordu.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Sümer tabletlerinin büyük kısmının henüz okunmadığını ve bu okunmamış tabletlerde Anunnaki'nin gerçek tarihine dair bilgilerin saklı olduğunu sık sık ima etti. Katalogların gösterdiği kayıp eserler, bu tür iddialar için verimli bir zemin gibi görünebilir.

Ama katalogların kendisi, kayıp eserlerin ne tür eserler olduğunu kabaca gösteriyor: ilahiler, ağıtlar, tartışma şiirleri, kral övgüleri. Bunlar, bilinen Sümer edebiyatının türleri. Kayıp eserler, büyük ihtimalle bildiğimiz türlerin bilmediğimiz örnekleri; gizli bir tarih değil.

Forumlarda kayıp tabletler

Forumlarda "okunmamış tabletler" konusu sık açılıyor. Forumlarda kimi kullanıcılar müzelerde yüz binlerce tabletin okunmadan beklediğini ve bunların "gerçeği" sakladığını yazıyor. Başkaları, okunmamış tabletlerin büyük kısmının idari belgeler, makbuzlar ve listeler olduğunu hatırlattı. Katalog tabletleri ise, edebi eserlerin sınırlı ama gerçek bir kaybını gösteriyordu.

Türkçe forumlarda ise katalog tabletlerinden söz edildiğini hiç görmedim. Bu tabletler, Sümer edebiyatının bir zamanlar ne kadar geniş olduğunu anlatmak için iyi bir başlangıç noktası olabilir.

SohbeX teorisi: Bir yazıcının raf listesi

Bu bölüm spekülatif.

Belki de katalog tabletlerinin bazıları, bir yazıcının kendi evindeki tabletlerin listesiydi. Bir kütüphane kataloğu değil, bir kişisel envanter. Yazıcı, öğrencisine hangi tabletlerin kopyalanacağını göstermek ya da ödünç verdiği tabletleri takip etmek için bir liste tutmuş olabilir.

Bu durumda, katalogdaki kayıp eserler, belki o yazıcının evinde vardı; ama sonra başka bir eve, başka bir kente taşındı ya da kayboldu. Bu fikri kanıtlayacak bir buluntu bağlamı elimde yok. Ama katalogların küçüklüğü ve sade yapısı, bana bir kütüphaneden çok bir kişisel defteri hatırlatıyor.

Size soru

Bir kitabın yalnızca adını bildiğinizi, ama kendisinin kaybolduğunu düşünün. O adı okuduğunuzda, kitabın içeriğini hayal etmeye çalışır mısınız? Ben Nippur kataloglarındaki kayıp adlara bakarken, her birinin arkasında bir ilahinin, bir ağıtın sessizce beklediğini düşünüyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap