Adapa'nın Sümerce izi: Uzun süre yalnızca Akadca bilinen bir bilge
Uzun süre boyunca Adapa, yalnızca Akadca konuşan bir kahramandı. Onun hikâyesi, Mısır'daki Amarna'dan çıkan bir tabletten ve Ninive'den gelen birkaç parçadan biliniyordu. Hepsi Akadcaydı. Sümerce bir Adapa metni, araştırmacıların varlığından şüphelendiği ama elinde olmayan bir şeydi.
Sonra Irak'taki Diyala bölgesinde, Tell Haddad'da, yani antik Me-Turan'da yapılan kazılardan çıkan tabletler arasında, Adapa'nın adını taşıyan Sümerce bir metin tanındı. Antoine Cavigneaux, bu metni 2014'te yayımladı. Adapa, artık Sümerce de konuşuyordu.
Adapa'nın Akadca hikâyesini, gök kapısındaki iki tanrıyı, ekmek ve su sahnesini, Amarna kopyasındaki kırmızı noktaları bu blogda daha önce anlattım. Bu kez Adapa'nın keşif tarihini, Amarna'dan Tell Haddad'a uzanan bir çizgide anlatmak istiyorum.
Amarna'nın keşfi
Hikâye, 1887'de Mısır'daki Tell el-Amarna'da başlıyor. Yaygın anlatıya göre, yerel bir köylü kadın, tarlası için gübre olarak kullanılan eski kerpiç tozunu kazarken, kil tabletlerle dolu bir yere rastladı. Bu tabletler, Firavun Akhenaton'un başkentindeki diplomatik arşivin parçalarıydı.
Tabletler, antika piyasasına dağıldı. Bir kısmı Berlin'e, bir kısmı Londra'ya, bir kısmı Kahire'ye gitti. Amarna mektupları, Mısır'ın Yakın Doğu'daki diğer krallıklarla yazışmalarını içeriyordu; ve bu yazışmalar Akadca yapılıyordu. Akadca, o dönemin uluslararası diplomasi diliydi.
Arşivin içinde, mektupların yanı sıra birkaç edebi metin de vardı. Bunlardan biri Adapa Efsanesi'ydi. Bu tablet bugün Berlin'deki Ön Asya Müzesi'nde bulunuyor. Diğer edebi metinler arasında Nergal ve Ereşkigal'in daha kısa versiyonu ve Akad kralı Sargon'la ilgili bir anlatı da var.
Neden Mısır'da?
Bir Mezopotamya efsanesinin Mısır'da bulunması, ilk başta şaşırtıcı görünüyor. Ama Amarna arşivinin işleyişini düşününce mantıklı. Mısırlı yazıcıların, yabancı krallarla yazışmak için Akadca öğrenmesi gerekiyordu. Bunun için Mezopotamya'dan gelen edebi metinleri ders kitabı olarak kullandılar.
Adapa tabletindeki kırmızı noktalar, bu öğrenme sürecinin bir izi. Mısırlı bir öğrenci ya da öğretmen, kelimeleri ve dizeleri ayırmak için bu noktaları eklemiş. Yani Adapa Efsanesi, Mısır'da bir Akadca okuma kitabıydı. Bir Mezopotamya bilgesinin hikâyesi, Nil kıyısında dil öğrenen gençlerin elinde dolaştı.
Ninive parçaları
Amarna tabletinden sonra, Ninive'deki Asurbanipal kütüphanesinden çıkan Adapa parçaları da tanındı. Bu parçalar, hikâyenin başka bölümlerini koruyordu; özellikle Adapa'nın Eridu'daki görevlerini ve hikâyenin sonunu. Ama hepsi kırıktı; ve Amarna versiyonuyla tam olarak birleştirilemiyordu.
Uzun süre Adapa'nın hikâyesi, bu iki kaynaktan, yani Amarna ve Ninive'den, birleştirilerek okundu. Shlomo Izre'el, 2001'de yayımladığı kitabında bu kaynakları ayrıntılı biçimde inceledi ve Adapa'nın bir mit olarak nasıl anlaşılabileceğini tartıştı.
Hikâyenin şifalı sonu
Ninive parçalarından birinin sonu, Adapa'nın hikâyesini beklenmedik bir yere bağlıyor: Hastalığa. Bu parçada, Adapa'nın güney rüzgârının kanadını kırmasının insanlara getirdiği kötülükten, hastalıklardan söz ediliyor. Ardından şifa tanrıçası Ninkarrak'ın bu hastalıkları dindirmesi dileniyor.
Bu son, Adapa Efsanesi'nin bir büyü ya da şifa metni olarak da kullanıldığını düşündürüyor. Mezopotamya'da bazı mitler, bir hastalığın kökenini anlatarak o hastalığı iyileştirmeye yardımcı olacağına inanılan metinlerin parçası oluyordu. Bir hastalığın nasıl başladığını bilmek, onu kontrol etmenin bir yolu olarak görülüyordu.
Bu bağlantı, keşif tarihinin ilginç bir dönemecini oluşturuyor. İlk araştırmacılar, Adapa'yı ölümsüzlüğü kaçıran bir insanın trajik hikâyesi olarak okudu; Adem'le karşılaştırdı, felsefi sorular sordu. Ninive parçasının şifa bağlantısı ise, Babillilerin bu hikâyeyi çok daha pratik bir amaçla da kullandığını gösterdi. Aynı metin, bir yandan derin bir soru sorarken, öbür yandan bir hastanın başucunda okunabiliyordu.
Bir metnin üç hayatı
Böylece Adapa'nın elimize ulaşan kopyaları, üç farklı kullanımı yansıtıyor. Tell Haddad'daki Sümerce metin, Eski Babil döneminin edebi geleneğinin bir parçası. Amarna tableti, Mısır'da dil öğrenimi için kullanılan bir ders metni. Ninive parçaları ise bir kütüphane koleksiyonunun ve belki de bir şifa geleneğinin parçası.
Bu çeşitlilik, bence Adapa'nın en çekici yanı. Tek bir hikâye, farklı yerlerde ve farklı zamanlarda, farklı ihtiyaçlara cevap verdi. Okul sırasında, diplomatik bir arşivde, bir kral kütüphanesinde ve belki bir hastanın yanında. Bir metnin değeri, belki de bu kadar çok elden geçebilmesinde.
Sümerce Adapa
Tell Haddad, 1970'lerin sonunda Hamrin Barajı projesi kapsamında yapılan kurtarma kazılarında kazıldı. Bu kazılarda, Eski Babil dönemine ait çok sayıda tablet bulundu. Bunların arasında Sümerce edebi metinler de vardı; bazıları daha önce bilinmeyen metinlerdi.
Cavigneaux'nun 2014'te yayımladığı Sümerce Adapa metni, Akadca versiyonlardan farklı bir hikâye anlatıyor. Ama Adapa'nın Eridu'nun bilgesi olarak rolü, burada da korunuyor. Bu metin, Adapa geleneğinin Sümerce kökenleri olduğunu, Akadca versiyonların bu daha eski geleneğe dayandığını gösteriyor.
Sümerce metnin bulunması, bir başka soruyu da gündeme getirdi: Adapa'nın hikâyesi, belki de tek bir anlatı değil, farklı dönemlerde farklı biçimlerde anlatılan bir gelenekti. Akadca versiyonlardaki güney rüzgârının kanadını kırma ve gök tanrısının önüne çıkma sahnesi, Sümerce versiyonda aynı biçimde geçmiyor olabilir. Bu metin henüz yeni; üzerine yapılacak çalışmalar, Adapa'yı daha iyi anlamamızı sağlayacak.
Çeviri sorunları
Adapa Efsanesi'nin en tartışılan sahnesi, Adapa'nın gök tanrısı Anu'nun sunduğu ekmeği ve suyu reddetmesi. Ea, ona bunların ölüm ekmeği ve ölüm suyu olacağını söylemişti; ama Anu aslında yaşam ekmeği ve yaşam suyu sunuyordu. Adapa reddedince, ölümsüzlüğü kaçırdı.
Bu sahnenin çevirisi, Ea'nın niyetini nasıl yorumladığımıza bağlı. Ea, Adapa'yı bilerek mi yanılttı, yoksa Anu'nun ne yapacağını bilmiyor muydu? Akadca metindeki bazı fiiller, iki yoruma da izin veriyor. Amarna tabletinin kırmızı noktalarının bile, bazı satırların nasıl bölüneceği konusunda farklı okumalara yol açtığı öne sürüldü.
Tanrılar arasındaki ilişki
Adapa Efsanesi'nin merkezinde, Ea ile Anu arasındaki ilişki var. Ea, Adapa'nın efendisi ve koruyucusu. Anu ise gök tanrısı, panteonun en yüksek otoritesi. Ea, Adapa'yı Anu'nun önüne çıkmadan önce uyarıyor; ona ne yapacağını, ne söyleyeceğini öğretiyor.
Gök kapısında bekleyen iki tanrı, Dumuzi ve Ningişzida, Adapa'nın lehine konuşuyor. Bu, Anu'nun öfkesini yatıştırıyor. Yani Adapa'nın kurtuluşu, iki aracı tanrının yardımına bağlı.
Sümerce versiyonda tanrılar arasındaki ilişkiler farklı biçimlerde anlatılıyor olabilir. Bu, Adapa geleneğinin zaman içinde nasıl değiştiğini anlamak için önemli bir ipucu. Keşif tarihi burada henüz tamamlanmadı.
Anu'nun tavrı da dikkat çekici. Adapa'nın neden göğe geldiğini öğrendiğinde, öfkesi bir tür merak ve şaşkınlığa dönüşüyor. Ea'nın neden bir ölümlüye göğün ve yerin sırlarını açtığını soruyor. Bu soru, tanrılar arasında bilginin kime ait olduğu konusunda bir gerilim olduğunu gösteriyor: Ea, insanlara bilgi veren tanrı; Anu ise bu bilginin sınırlarını belirleyen otorite.
Bu gerilim, Mezopotamya mitlerinin birçoğunda görülüyor. Atrahasis'te Ea tufanı haber veriyor; Enki ve Dünya Düzeni'nde Enki görevleri dağıtıyor. Adapa'da ise Ea'nın bilgeliği, bir insanı göğün kapısına kadar götürüyor ama ölümsüzlüğe ulaştırmıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Adapa'yı Enki'nin genetik olarak geliştirdiği ilk "bilge insan" olarak yorumladı. Ona göre Adapa, Anunnaki'nin gezegenine, yani Nibiru'ya götürüldü ve orada ölümsüzlük teklif edildi; ama Enki'nin uyarısı yüzünden reddetti.
Akademik okumada Adapa, Eridu'nun bilgesi, Ea'nın rahibi. Göğe yükselişi, bir tanrısal mahkemeye çağrılma; bir başka gezegene yolculuk değil. Sümerce versiyonun bulunması da, Adapa'nın bir Mezopotamya kült geleneğinin parçası olduğunu güçlendiriyor.
Forumlarda Adapa
Forumlarda Adapa, sık sık Adem'le karşılaştırılıyor. İkisi de ölümsüzlüğü kaçıran ilk insanlar. Bir İngilizce tartışmada, bir kullanıcı Adapa ile Adem adlarının benzerliğine dikkat çekti. Bir başkası, bu benzerliğin dilbilimsel olarak kanıtlanmadığını, ama tematik benzerliğin dikkate değer olduğunu yazdı.
Sümerce Adapa metni ise forumlarda henüz pek bilinmiyor. Bir Türkçe tartışmada bu metinden söz eden bir kullanıcı, "Adapa'nın Sümerce bir hikâyesi mi var?" diye şaşkınlıkla karşılandı. Bu, akademik keşiflerin forumlara ulaşmasının ne kadar zaman alabildiğini gösteriyor.
SohbeX teorisi: Mısırlı öğrencinin Adapa'sı
Bu bölüm spekülatif.
Amarna'daki Adapa tabletini düşündüğümde, aklıma Akadca öğrenmeye çalışan Mısırlı bir genç geliyor. Bu genç, Adapa'nın ölümsüzlüğü kaçırmasını okurken, kendi dünyasının ölüm ve öbür dünya inançlarıyla karşılaştırmış olabilir mi? Mısır'da ölümsüzlük, büyük bir hazırlık ve ritüel gerektiren bir şeydi. Adapa ise ona sunulan ölümsüzlüğü yanlış bir öğüt yüzünden reddetti.
Belki de bu genç için Adapa'nın hikâyesi, bir dil dersinden fazlasıydı. Bunu bilmemizin bir yolu yok. Ama kırmızı noktalar, birinin bu tableti dikkatle, satır satır okuduğunu gösteriyor.
Size soru
Size ölümsüzlük sunulsaydı ve güvendiğiniz biri size onu reddetmenizi söyleseydi, ne yapardınız? Adapa, efendisine güvendi. Ben, sanırım önce bir soru sorardım: "Neden?"
Giriş yap