Giriş yap
🏺 Anunnaki

500. yazı: Anunnaki üzerine okurken öğrendiklerimiz

Bu, SX Blog'un Anunnaki dizisindeki beş yüzüncü yazı. Beş yüz yazı boyunca, Sümer tabletlerinden Asur saraylarına, Babil'in yıldız gözlemcilerinden Hatay'daki höyüklere, Sitchin'in kitaplarından forum tartışmalarına kadar, uzun bir yol yürüdük. Bu son sayfada, bu yolculuğun bize neler öğrettiğini, toparlamak istiyorum.

Bu bir veda yazısı değil; bir durma noktası. Okurken neler öğrendik? Hangi soruların cevabını bulduk, hangilerini bulamadık? Ve bundan sonra, Anunnaki üzerine okumak isteyen biri, nereden başlamalı? Siz, bu dizinin hangi yazısını, en çok hatırlıyorsunuz?

Anunnaki kelimesinin kendisi

Her şey, bir kelimeyle başladı. Anunnaki, Sümerce metinlerde, "Anunna" ya da "Anunnaki" biçimleriyle geçen, bir tanrılar topluluğunun adı. Kelimenin anlamı, genellikle, "prensin soyu" ya da "Anu'nun soyu" olarak açıklanıyor; ama bu açıklama bile, akademisyenler arasında, tartışmalı.

Metinlerde, Anunnaki'nin kimler olduğu, dönemden döneme değişiyor. Bazı metinlerde, büyük tanrıların tamamını ifade ediyor; bazı metinlerde ise, yeraltı dünyasının yargıçları olarak geçiyor. Babil'in Enuma Eliş destanında, Marduk, Anunnaki'yi, gökyüzü ve yeraltı arasında paylaştırıyor. Yani Anunnaki, sabit bir grup değil, farklı metinlerde, farklı biçimlerde tanımlanan bir kavram.

Bu dizinin ilk ve belki de en önemli dersi buydu: bir kelimenin, metinlerde nasıl kullanıldığını görmeden, onun ne anlama geldiğine karar vermemek.

Tablet adlarının önemi

Beş yüz yazı boyunca, her iddiayı, bir tablete, bir yayına ya da bir akademisyene bağlamaya çalıştık. Bu, bazen, yazıları yavaşlattı; ama okurlara, kontrol edebilecekleri bir kaynak sunmak, bizim için, vazgeçilmezdi.

Gılgamış destanının on birinci tableti, Atrahasis'in Eski Babil kopyası, Enuma Eliş'in Ninova kopyaları, Sümer Kral Listesi'nin Weld-Blundell prizması, Eridu Tufanı'nın Nippur tableti: bu adlar, bir iddianın, nereden geldiğini anlamak için, ilk adım. Bir kitapta ya da bir videoda, "Sümer tabletleri diyor ki" ifadesini gördüğünüzde, sorulması gereken ilk soru, şu: hangi tablet?

Bu sorunun cevabı verilmiyorsa, iddia, büyük olasılıkla, bir tablete değil, bir yoruma dayanıyor.

Çevirilerin sınırları

İkinci ders, çevirilerin sınırlarıyla ilgiliydi. Sümerce ve Akadca, binlerce yıl önce ölmüş diller. Bu dillerin okunması, on dokuzuncu yüzyılda başladı ve hâlâ, sürekli olarak gelişiyor. Bir kelimenin anlamı, yeni bir tabletin bulunmasıyla, değişebiliyor.

Bu yüzden, eski bir çeviriye dayanan bir iddia, bugün, geçerliliğini yitirmiş olabilir. Sitchin'in, kelimelere verdiği anlamların birçoğu, ne kendi döneminin ne de bugünün akademik çevirileriyle, örtüşmüyor. "Şem" kelimesini roket olarak, "Nefilim" kelimesini gökten inenler olarak okuması, bu sorunun, en bilinen örnekleri.

Ama bu, akademik çevirilerin, her zaman kesin olduğu anlamına da gelmiyor. Akademisyenler de, birbirleriyle, sürekli tartışıyor. Bir kelimenin anlamı konusunda, birden fazla görüş olabiliyor. Bu dizide, bu tartışmaları gizlemek yerine, açıkça göstermeye çalıştık.

Akademisyenler tabletleri saklıyor mu?

Forumlarda, sıkça karşılaşılan bir iddia var: akademisyenler, Anunnaki'nin gerçek hikâyesini anlatan tabletleri saklıyor. Bu dizi boyunca, bu iddianın, ne kadar zayıf olduğunu, defalarca gördük.

Bugün, yüz binlerce çivi yazılı tabletin fotoğrafları, Cuneiform Digital Library Initiative, yani CDLI gibi çevrimiçi veri tabanlarında, herkesin erişimine açık. Sümer edebiyatının büyük bir kısmı, Oxford Üniversitesi'nin Electronic Text Corpus of Sumerian Literature, yani ETCSL projesinde, İngilizce çevirileriyle birlikte, yayınlanmış durumda. ORACC adlı proje ise, Akadca ve Sümerce metinlerin, açıklamalı baskılarını sunuyor.

Bu kaynakların hepsi, ücretsiz. Yani merak eden herkes, bir tabletin fotoğrafına, okunuşuna ve çevirisine, doğrudan ulaşabiliyor. Tabletleri saklayan bir akademik dünya değil; tam tersine, tabletleri, mümkün olduğunca geniş bir kitleye ulaştırmaya çalışan bir akademik dünya var.

Asıl sorun, tabletlerin saklanması değil, okunmaması. Tabletlerin büyük bir kısmı, hâlâ yayınlanmayı bekliyor; çünkü onları okuyabilecek uzmanların sayısı, çok az.

Sitchin'i nasıl okumalı?

Bu dizide, Sitchin'e, sık sık değindik. Her yazının sonunda, onun okumasını, ayrı bir bölüm olarak ele aldık. Bunu yapmamızın nedeni, Sitchin'i küçümsemek değil, onun okumasını, kaynaklarla karşılaştırmaktı.

Sitchin'in kitapları, milyonlarca okura, Sümer'i ve Mezopotamya'yı tanıttı. Bu, inkâr edilemez bir etki. Bu dizinin okurlarının birçoğu da, Mezopotamya'ya, muhtemelen, Sitchin'in kitapları ya da onun etkisindeki videolar aracılığıyla ilgi duydu.

Ama Sitchin'in okumaları, tabletlerin söylediklerinden, çoğu zaman, çok uzak. Nibiru adlı bir gezegen, tabletlerde, Sitchin'in tarif ettiği biçimde, geçmiyor. Anunnaki'nin altın madenciliği için Dünya'ya geldiği, tabletlerde yazmıyor. İnsanın, genetik mühendislikle yaratıldığı, tabletlerde değil, Sitchin'in yorumunda var.

Bu ayrımı yapmak, Sitchin'i okumamak anlamına gelmiyor. Onu, bir yorumcu olarak okumak, ama yorumlarını, kaynaklarla karşılaştırmak anlamına geliyor.

Hatay'dan Basra'ya

Bu dizinin, belki de en beklenmedik dersi, Mezopotamya'nın, ne kadar yakınımızda olduğuydu. Harran'da, Nabonid'in annesinin yazıtları bulundu. Diyarbakır'ın yakınında, Asur krallarının yazıtları, Dicle'nin kaynağındaki bir tünelin duvarlarına kazındı. Hatay'da, Tell Tayinat'ta, bir Asur yemin tableti, bir tapınağın içinde sergileniyordu. Alalah'ta, bir kral, kendi hayat hikâyesini, heykelinin üzerine yazdırdı. Kültepe'de, Asurlu tüccarların binlerce mektubu bulundu.

Yani Anunnaki'nin ve Mezopotamya tanrılarının hikâyesi, uzak bir ülkenin değil, bizim de topraklarımızın hikâyesi. Bu toprakların altında, hâlâ, okunmayı bekleyen tabletler var.

Emin olmadığımızı söylemek

Bu dizinin yazım sürecinde, belki de en sık kullandığımız ifadeler, şunlardı: "kesin değil", "tartışmalı", "bazı akademisyenlere göre", "bilinmiyor". Bu ifadeler, bazı okurlara, kararsızlık gibi görünmüş olabilir. Ama bizim için, dürüstlüğün bir gereğiydi.

Mezopotamya tarihi, büyük boşluklarla dolu. Bir kralın ne kadar hüküm sürdüğü, bir tabletin hangi yüzyılda yazıldığı, bir tanrının adının ne anlama geldiği: bu soruların birçoğunun, kesin bir cevabı yok. Bu boşlukları, emin olmadığımız bilgilerle doldurmak, kolay olurdu. Ama o zaman, okurlara, tabletlerin değil, bizim hayal gücümüzün hikâyesini anlatmış olurduk.

Anunnaki üzerine dolaşan birçok iddianın sorunu da, tam olarak bu: boşluklar, kesin ifadelerle dolduruluyor. Bir rakam, bir tarih, bir tablet adı uyduruluyor ve bu uydurma, bir kitaptan diğerine, bir videodan diğerine, aktarılarak, gerçekmiş gibi bir görünüm kazanıyor. Yapay zekâ araçlarının, var olmayan tabletler ve alıntılar üretebildiği bir dönemde, bu tehlike, daha da büyüdü.

Bu yüzden, bu dizinin okurlarından, tek bir şey istiyoruz: bir iddiayı duyduğunuzda, kaynağını sorun. Kaynak yoksa, iddiayı, bir yorum olarak okuyun. Kaynak varsa, mümkünse, kendiniz kontrol edin. Bu alışkanlık, sadece Anunnaki konusunda değil, her konuda, işinize yarayacak.

Beş yüz yazı, uzun bir yol gibi görünebilir. Ama Mezopotamya'nın yazılı mirası düşünüldüğünde, bu, sadece bir başlangıç. Okunmayı bekleyen tabletlerin sayısı, okunmuş olanlardan çok daha fazla. Sizce, bu tabletlerden biri, yarın, her şeyi değiştirebilir mi?

Tanrılar arasındaki ilişki

Beş yüz yazı boyunca, Mezopotamya tanrılarının, birbirleriyle nasıl ilişki kurduğunu, defalarca gördük. An ile Enlil, Enlil ile Enki, İnanna ile Ereşkigal, Marduk ile Tiamat: bu ilişkiler, sadece güç mücadeleleri değil, aynı zamanda, Mezopotamya toplumunun, kendi dünyasını anlama biçimleriydi.

Tanrılar arasındaki çatışmalar, şehirler arasındaki rekabetleri, kuşaklar arasındaki gerilimleri ve insanın, doğanın güçleri karşısındaki çaresizliğini yansıtıyordu.

Akademik okuma

Bu diziyi okuyup, daha fazlasını öğrenmek isteyenler için, birkaç başlangıç noktası önerebilirim. Jean Bottéro'nun "Mesopotamia: Writing, Reasoning, and the Gods", Thorkild Jacobsen'in "The Treasures of Darkness", Jeremy Black ve Anthony Green'in, Mezopotamya tanrıları ve sembolleri üzerine hazırladığı resimli sözlük ve Stephanie Dalley'nin "Myths from Mesopotamia" adlı kitapları, sağlam başlangıçlar. Çevrimiçi kaynaklar olarak ise, ETCSL, ORACC ve CDLI, vazgeçilmez.

Sitchin'in okuması

Sitchin'in okuması, bu dizinin her yazısında, bir karşılaştırma noktası oldu. Onun sorduğu sorular, çoğu zaman, ilginçti: insan nereden geldi, tanrılar kimdi, tufan gerçek miydi? Ama verdiği cevaplar, tabletlerin söylediklerinden, çoğu zaman, uzaklaşıyordu.

Sitchin'in en büyük katkısı, belki de, bu soruları sormaya, milyonlarca insanı teşvik etmesiydi.

Forumlarda

Forumlarda, Anunnaki tartışmaları, hâlâ, canlı ve hararetli. Bu dizi boyunca, forum tartışmalarını da, her yazıda, ayrı bir bölüm olarak ele aldık. Bu tartışmaların bir kısmı, yanlış bilgilere dayanıyor; ama bir kısmı da, akademik çalışmaların bile cevaplayamadığı, önemli sorular soruyor.

Bence forumlar, merakın yaşadığı yerler; ve merak, öğrenmenin ilk adımı.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Anunnaki'nin hikâyesi, aslında, insanın, kendi kökenini anlama çabasının hikâyesi. Sümerliler, tanrıları anlatırken, kendi dünyalarını anlatıyordu. Sitchin, Anunnaki'yi anlatırken, yirminci yüzyılın, uzay çağının, kaygılarını ve umutlarını anlatıyordu. Bugün, biz de, bu hikâyeleri okurken, kendi sorularımızı soruyoruz.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bu dizinin, hangi yazısı, sizin için, en çok iz bıraktı? Anunnaki üzerine, bundan sonra, neyi okumak istersiniz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap