"12. gezegen" neden bu kadar yayıldı? Bir kitap adının gücü
Bir kitabın adı, bazen kitabın kendisinden daha uzun yaşar. "The 12th Planet", yani "12. Gezegen", bunun en iyi örneklerinden biri. Bu ifadeyi duymuş ama kitabı hiç okumamış insanların sayısı, okuyanların sayısından kat kat fazla olmalı. Forumlarda "12. gezegen" ifadesi, neredeyse bir kavram gibi kullanılıyor; sanki gökbilimin bir terimi, bir katalog numarası.
Daha önceki bir yazıda, Sitchin'in on iki sayısına nasıl ulaştığını ve VA 243 mührünü nasıl okuduğunu anlatmıştım. Burada başka bir şeye bakmak istiyorum: Bu ifadenin neden bu kadar yapışkan olduğuna. Bir sayı ve bir kelime, nasıl oluyor da yarım yüzyıl boyunca dilden dile dolaşıyor?
Sayının kendisi
Sitchin'in on iki sayısı, şöyle bir hesapla ortaya çıkıyor: Güneş, Ay, o dönemde bilinen dokuz gezegen ve Nibiru. Bu hesap, gökbilimsel bir sınıflama değil; Güneş bir yıldız, Ay bir uydu. Ama Sitchin, Sümerlerin bu cisimleri aynı kategoride düşündüğünü öne sürerek on iki sayısına ulaştı.
On iki, insan kültüründe çok yüklü bir sayı. Bir yılda on iki ay var, gökyüzünde on iki burç, Yunan mitolojisinde on iki Olimpos tanrısı, İsrail'in on iki kabilesi, İsa'nın on iki havarisi. Mezopotamya'da da on iki önemli bir sayı; altmışlık sayı sisteminin bir böleni ve Babil takviminde on iki ay var. Gılgamış Destanı'nın standart Babil versiyonu da on iki tabletten oluşuyor.
Bu kültürel yük, "12. gezegen" ifadesine bir tamlık ve düzen hissi veriyor. On bir gezegen deseydi, ifade eksik gibi gelirdi; on üç deseydi, uğursuz. On iki ise tam, dengeli ve kutsal. Siz bir sayının size neden "doğru" geldiğini hiç sorguladınız mı?
Başlığın vaadi
"12. Gezegen" başlığı, okura bir vaat sunuyor: Bilmediğiniz bir gezegen var. Bu vaat, bir merak boşluğu açıyor. Pazarlama araştırmacıları, insanların bir bilgi boşluğunu fark ettiklerinde onu doldurmak için güçlü bir istek duyduğunu gösteriyor. Psikolog George Loewenstein, 1994'te yayımlanan bir makalesinde bu duruma "bilgi boşluğu kuramı" adını verdi. Bir başlık, okura neyi bilmediğini gösterdiğinde, merak uyanıyor.
Kitabın içinde ise bu vaadin karşılığı, yüzlerce sayfalık bir dil ve mitoloji tartışması. Birçok okur bu tartışmanın ayrıntılarına girmeden, yalnızca başlığın vaadini taşıyor. Böylece ifade, kitaptan bağımsız bir hayat kazanıyor.
Cep kitabı devrimi
"The 12th Planet" ilk kez 1976'da yayımlandı ve kısa süre sonra Amerika'da ucuz cep kitabı baskılarıyla geniş bir kitleye ulaştı. 1970'ler, Amerika'da cep kitaplarının havaalanlarında, süpermarketlerde ve benzin istasyonlarında satıldığı bir dönemdi. Von Däniken'in kitapları da aynı kanallardan milyonlarca okura ulaşmıştı. Bu kanallar, akademik kitapların asla ulaşamayacağı okurlara erişiyordu.
Kitap, zamanla birçok dile çevrildi. Her çeviride başlık, kendi dilinde aynı yapıyı korudu: bir sıra sayısı ve bir gezegen. Türkçede de "12. Gezegen" olarak dolaşan bu başlık, çevirinin kendisini okumamış olanlar için bile tanıdık bir ifade haline geldi.
Plüton'un kaybı ve sayının sabitliği
2006'da Plüton cüce gezegen sınıfına alındığında, Sitchin'in hesabı da teknik olarak değişmiş oldu. Artık sekiz gezegen vardı; Güneş, Ay ve Nibiru ile birlikte toplam on bir. Ama "12. gezegen" ifadesi değişmedi. Bazı forum kullanıcıları, Sümerlerin Plüton'u da saydığını, dolayısıyla onun hâlâ geçerli olduğunu söyledi; bazıları ise sayının zaten sembolik olduğunu.
Bu durum bana çok şey anlattı. Bir ifade, bir kez yerleştikten sonra, dayandığı hesap değişse bile varlığını sürdürebiliyor. Bu, ifadenin artık bir hesap değil, bir marka olduğunu gösteriyor.
Ağızdan ağıza bir ifade
Bir ifadenin yayılması için, onu taşıyan insanların onu kolayca söyleyebilmesi gerekiyor. "12. gezegen" iki kelimelik, söylemesi kolay, akılda kalıcı bir ifade. Bir sohbette, bir radyo programında, bir arkadaş toplantısında rahatlıkla kullanılabiliyor. "Sitchin'in Enuma Eliş'i bir gök çarpışması olarak yorumlaması" ise söylenmesi zor, açıklama gerektiren bir ifade.
Richard Dawkins, 1976'da, yani Sitchin'in kitabıyla aynı yıl yayımlanan "Gen Bencildir" kitabında, kültürel bilgilerin genler gibi kopyalanıp yayıldığını öne sürdü ve bunlara "mem" adını verdi. Dawkins'e göre bir memin başarısı, kopyalanma kolaylığına, akılda kalıcılığına ve insanların onu aktarma isteğine bağlı. Bu açıdan bakıldığında, "12. gezegen" çok başarılı bir mem. Kısa, sayısal, gizemli ve paylaşılması kolay.
Aynı yılda yayımlanan bu iki kitabın, biri kültürel yayılmayı açıklayan, diğeri ise yayılan bir kültürel öğe olarak, yan yana durması bana tuhaf bir tesadüf gibi gelmişti.
Tanrılar arasındaki ilişki
Sitchin, on iki sayısını gezegenlerle olduğu kadar tanrılarla da ilişkilendirdi. Ona göre Anunnaki'nin en yüksek meclisi on iki tanrıdan oluşuyordu ve her biri bir gök cismiyle eşleşiyordu. Mezopotamya kaynaklarında ise "büyük tanrılar" sayısı sabit değil. Bazı metinlerde yedi büyük tanrı, bazılarında elli büyük tanrı geçiyor. Enuma Eliş'in sonunda Marduk'a elli ad veriliyor. Anunnaki ve Igigi sayıları da metinden metne değişiyor; bir yerde altı yüz, bir yerde üç yüz.
Bu esneklik, Mezopotamya düşüncesinin bir özelliği. Tanrılar sabit bir sayıyla sınırlanmış bir kadro değil, ihtiyaca göre genişleyen ve daralan bir topluluk. On iki sayısına sabitlemek, bu canlılığı dondurmak gibi.
Bir başlığın çevirisi
Başlıkların gücü, farklı dillerde farklı biçimlerde ortaya çıkıyor. İngilizcede "The 12th Planet", kısa ve vurucu bir ifade. Almancada "Der zwölfte Planet", Fransızcada "La 12e Planète" olarak yayımlandı. Her dilde başlık aynı kısalığı ve sayısal netliği korudu. Bu, başlığın çevrilebilirliğinin de yayılmasında rol oynadığını gösteriyor. Kelime oyunlarına dayanan ya da kültüre özgü göndermeler içeren bir başlık, çeviride gücünü kaybedebilir. "12. Gezegen" ise her dilde aynı şeyi söylüyor: bir sayı ve bir gök cismi.
Bunu düşündüğümde, Sitchin'in kitaplarının neden dünya çapında yayıldığını daha iyi anlıyorum. Anlatının kendisi karmaşık olsa bile, kapağı dil sınırlarını kolayca aşıyordu. Bir kitapçının vitrininde, hangi dilde olursa olsun, "12" sayısı herkes tarafından okunabiliyordu.
Bir de şunu fark ettim: Sitchin'in diğer kitaplarının başlıkları, "The Stairway to Heaven", "The Wars of Gods and Men", "The Lost Realms", hiçbiri ilk kitap kadar akılda kalmadı. Hiçbirinde bir sayı yok. Belki de ilk kitabın başarısı, kısmen bu sayısal netlikten geliyor. Siz bir kitabın başlığındaki sayının, onu hatırlamanızı kolaylaştırdığını fark ettiniz mi?
Akademik okuma
Akademisyenler, Mezopotamya'da gezegenlerin nasıl sınıflandırıldığını ayrıntılı olarak inceledi. Babilli gökbilimciler, çıplak gözle görülebilen beş gezegeni, yani Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn'ü biliyordu. Güneş ve Ay da onlarla birlikte "yedi gök cismi" olarak anılıyordu. Uranüs, Neptün ve Plüton, teleskopun icadından sonra bulundu; Babillilerin bunları bildiğine dair hiçbir kanıt yok.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Sümerlerin dış gezegenleri de bildiğini öne sürdü ve bunu Anunnaki'nin onlara verdiği bir bilgi olarak açıkladı. Bu iddia, "12. gezegen" ifadesinin gücünü artırdı; çünkü ifade, yalnızca bilinmeyen bir gezegeni değil, Sümerlerin bilinmeyen bir bilgiye sahip olduğunu da ima ediyordu.
Forumlarda
Forumlarda "12. gezegen" ifadesi, bazen Nibiru'nun yerine, bazen onunla birlikte kullanılıyor. Bazı kullanıcılar ikisinin farklı şeyler olduğunu sanıyor; bu karışıklık, ifadenin kitaptan ne kadar koptuğunu gösteriyor. Forumlarda sık sorulan "12. gezegen ile Nibiru aynı mı?" sorusu bence bir başlığın kendi başına bir kavrama dönüştüğünün en açık kanıtı.
Bir ifadenin bir kavrama dönüşmesi için ne kadar tekrarlanması gerekir, bu sorunun cevabı 12. gezegenin hikâyesinde saklı.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki "12. gezegen" ifadesinin başarısı, Sitchin'in en iyi yaptığı şeyi gösteriyor: karmaşık bir anlatıyı, akılda kalıcı bir ifadeye sıkıştırmak. Akademisyenler bu konuda genellikle başarısız. "Enuma Eliş'in beşinci tabletindeki gök düzeni" başlıklı bir kitap, havaalanı rafında asla "12. Gezegen" kadar dikkat çekmez. Belki de akademisyenlerin Sitchin'den öğrenebileceği bir şey varsa, o da bir başlığın gücü.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
"12. gezegen" ifadesini ilk nerede duydunuz? Kitabı okudunuz mu, yoksa yalnızca adını mı biliyorsunuz? On iki sayısı size neden bu kadar tamamlanmış geliyor? Bir akademik kitaba nasıl bir başlık koyardınız ki havaalanı rafında dikkat çeksin? Yorumlarda paylaşın; en iyi başlık önerisini merak ediyorum.
Bir sonraki yazıda, Anunnaki'nin Dünya'ya altın için geldiği iddiasının neden bu kadar çok insanın aklına yattığını konuşacağım. Altının insan zihnindeki yeri, bu sorunun yanıtının önemli bir parçası olabilir. Ama önce, sizin önereceğiniz başlıkları okumak istiyorum. Kısa, sayısal ve dürüst bir başlık bulmak sanıldığı kadar kolay değil; deneyin, görün.
Giriş yap