12. gezegen: İddia ne, kaynağı ne? Bir sayının nasıl kurulduğu
"On ikinci gezegen" ifadesi, kulağa bir astronomi keşfi gibi geliyor. Oysa bu sayı, bir teleskoptan değil, bir yazarın sayma yönteminden çıktı. Zecharia Sitchin'in 1976'da yayımlanan ilk kitabının adı "The 12th Planet". Kitabın Türkçe çevirileri de bu adla dolaştı ve bir süre sonra "12. gezegen" ifadesi, Anunnaki anlatısının neredeyse eşanlamlısı haline geldi.
Nibiru'nun kaynağını önceki yazıda konuştum. Bu kez sayının kendisine odaklanmak istiyorum. Güneş sisteminde dokuz, Plüton'un statüsü değiştikten sonra sekiz gezegen sayarken, Sitchin nasıl on ikiye ulaştı? Ve bu sayının arkasında hangi Mezopotamya kaynakları var?
Sayma yöntemi
Sitchin'in hesabı şöyle işliyor: Güneş bir. Ay bir. O dönemde bilinen dokuz gezegen dokuz. Bunlara Nibiru eklenince toplam on iki oluyor. Yani "on ikinci gezegen" ifadesindeki gezegen kelimesi, modern astronomideki tanımla kullanılmıyor. Güneş ve Ay da sayıya dahil.
Bu sayma yöntemini ilk okuduğumda biraz şaşırmıştım. Bir kitabın adındaki bu kadar iddialı bir sayının, bu kadar esnek bir tanıma dayanması bana tuhaf geldi. Sitchin'in gerekçesi, Sümerlerin gök cisimlerini bizim gibi sınıflandırmadığı, Güneş ve Ay'ı da aynı kategoride düşündükleri yönündeydi. Bu gerekçenin bir kısmı doğru: Mezopotamya astronomisinde Güneş ve Ay, gezegenlerle birlikte hareket eden gök cisimleri olarak ele alınıyordu.
Ama Mezopotamya'da gezegen için kullanılan terimler, bizim gezegen anlayışımızla örtüşmüyor. Babil astronomlarının "gezgin" diye nitelendirdiği gök cisimleri, çıplak gözle görülebilen beş gezegendi: Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn. Bunlara Güneş ve Ay eklenince yedi gök cismi oluyordu. Yedi sayısı, Mezopotamya'da gerçekten önemli bir sayı.
On iki nereden geliyor?
Sitchin, on iki sayısının Sümerler için kutsal olduğunu ve bunun on iki gök cisminden kaynaklandığını savundu. On iki, Mezopotamya'da gerçekten önemli bir sayı: on iki ay, zodyak takımyıldızlarının sonradan on ikiye sabitlenmesi, büyük tanrıların bazı listelerde on iki olarak sayılması. Ama bu on ikilikler, ay yılından ve gökyüzünün bölüşümünden geliyor; bir gezegen sayımından değil.
Burada önemli bir ayrım yapmak istiyorum. Bir sayının bir kültürde önemli olması, o sayının her bağlamda aynı şeyi ifade ettiği anlamına gelmiyor. On iki ay ile on iki tanrı, aynı sayıyı paylaşıyor, ama aralarında doğrudan bir bağ olduğunu gösteren bir Mezopotamya metni bilmiyorum.
VA 243 mührü
Sitchin'in on iki gök cismi iddiasının görsel kanıtı, Berlin'deki Ön Asya Müzesi'nde bulunan VA 243 adlı silindir mühür. Mührün üzerinde, bir yıldızın çevresinde dizilmiş on bir nokta var. Sitchin, merkezdeki yıldızı Güneş, çevredeki noktaları ise Ay dahil diğer gök cisimleri olarak yorumladı ve toplamı on iki olarak saydı.
Mührün üzerindeki yazıt ise, Michael Heiser'ın ve diğer akademisyenlerin aktardığına göre, mührün sahibinin adını ve unvanını veriyor; bir astronomi haritasından bahsetmiyor. Ayrıca mühürdeki yıldız simgesi, Mezopotamya ikonografisinde genellikle Güneş için değil, Venüs ya da genel olarak bir yıldız için kullanılan bir şekil. Bu mührün ayrıntılarını ayrı bir yazıda konuşacağım.
Uranüs ve Neptün iddiası
On iki sayısıyla bağlantılı bir başka iddia, Sümerlerin Uranüs ve Neptün'ü bildiği yönünde. Sitchin, bazı metinlerdeki gök cismi adlarını bu gezegenlere eşledi. Uranüs ve Neptün'ün çıplak gözle görülmesi çok zor; Uranüs ancak çok karanlık bir gökyüzünde, nerede olduğunu bilen biri tarafından görülebilir, Neptün ise hiç görülemez.
Akademik literatürde, Babil astronomi metinlerinde Uranüs ya da Neptün'e işaret eden bir gözlem kaydı bilinmiyor. Babil astronomları, çıplak gözle görülen beş gezegenin hareketlerini olağanüstü bir titizlikle kaydetti. Bu kayıtlar o kadar ayrıntılı ki, modern bilim insanları bunları eski gözlemlerin bir veritabanı olarak kullanıyor. Ama bu veritabanında dış gezegenler yok.
Bu titizliği düşündükçe, Sitchin'in iddiasının ironik bir yanı olduğunu fark ediyorum. Babil astronomları gerçekten olağanüstüydü; ama olağanüstülükleri, görebildiklerini sabırla ölçmelerinden geliyordu. Siz bir antik kültüre hayran olmak için onu modern bilgiyle donatmaya gerek olduğunu düşünüyor musunuz?
Yedi ile on iki arasında
Mezopotamya kaynaklarında yedi sayısının yeri, on ikiden çok daha belirgin. Yedi kötü cin, yeraltı dünyasının yedi kapısı, yedi bilge, yedi büyük tanrı listeleri. İnanna'nın yeraltına inişinde, tanrıça her kapıda bir giysisini bırakıyor ve yedinci kapıda çıplak kalıyor. Bu yedilikler, akademisyenlere göre büyük ölçüde gökteki yedi gezgin cisme, yani Güneş, Ay ve beş gezegene bağlı olabilir.
Sitchin bu yedilikleri de kendi sistemine dahil etti. Ona göre Dünya, dışarıdan, güneş sisteminin dış ucundan gelen bir yolcu için yedinci gezegendi. Plüton'dan başlayıp içeriye doğru saydığınızda Dünya yedinci sırada çıkıyor. Sitchin, bazı Sümer metinlerinde ve mühürlerde görülen yedi noktayı Dünya'nın işareti olarak yorumladı.
Bu sayma yöntemi beni hem eğlendirdi hem düşündürdü. Bir sayıyı istediğiniz yönden sayarak, istediğiniz bir anlamı bulabilirsiniz. Mühürlerdeki yedi nokta, akademik okumada genellikle Pleiades yıldız kümesini, yani Ülker'i, ya da yedi kötü cin grubunu, Sebettu'yu temsil ediyor. Aynı yedi nokta, bir okurun gözünde bir gezegen sırası, bir başkasının gözünde bir yıldız kümesi oluyor. Siz bir simgeye baktığınızda hangi sayma yönünü seçeceğinizi neye göre belirliyorsunuz? Bu soru, bana göre bütün 12. gezegen tartışmasının özü.
Tanrılar arasındaki ilişki
Sitchin'in on iki gök cismi sisteminde, her gök cismi bir tanrıyla eşleşiyor. Bu eşleşmenin bir kısmı Mezopotamya kaynaklarına dayanıyor: Ay, Nanna ya da Sin; Güneş, Utu ya da Şamaş; Venüs, İnanna ya da İştar. Jüpiter'in Marduk'la, Satürn'ün Ninurta'yla ilişkilendirildiği metinler de var. Bu kısmı, akademik kaynaklar da kabul ediyor.
Sorun, bu sistemi on ikiye tamamlamak için yapılan eklemelerde. Sitchin, büyük tanrıların sayısını on iki olarak alıp her birine bir gök cismi verdi. Ama Mezopotamya'daki büyük tanrılar listeleri, dönemden döneme ve kentten kente değişiyor. Tanrılar arasındaki ilişki, sabit bir on iki kişilik kurul değil, sürekli yeniden düzenlenen bir aile.
Akademik okuma
Asurbilimciler, Sitchin'in on iki gök cismi iddiasını Mezopotamya astronomi metinleriyle desteklenmeyen bir yorum olarak görüyor. Francesca Rochberg gibi Mezopotamya astronomisi uzmanları, Babil göğünün nasıl kategorize edildiğini ayrıntılı olarak anlattı. Bu çalışmalarda, gezegen kategorisinin modern anlamda bir güneş sistemi modeli içermediği vurgulanıyor.
Akademik okumada Mezopotamya'nın astronomi bilgisi, gözleme ve kayda dayanarak gelişti, ama Güneş merkezli bir sistem fikrine ulaşmadı. Gök cisimleri, tanrıların işaretleri olarak yorumlanıyordu; onların hareketleri, krallara ve devlete yönelik mesajlar taşıyordu.
Sitchin'in okuması
Sitchin'in okumasında on iki, hem bir astronomi gerçeği hem de bir teolojik sistem. Ona göre Anunnaki, on iki gök cisminin her birini bir yönetim alanı olarak düşünüyordu ve büyük tanrıların on iki kişilik meclisi bu sistemi yansıtıyordu. Bu yorum, kitabın adına da yansıyan bir bütünlük duygusu yaratıyor.
Bu bütünlük duygusu, iddianın çekiciliğinin büyük bir kısmı. Bir sayı, bir mühür, bir tanrılar listesi ve bir gezegen modeli, birbirini doğruluyor gibi görünüyor. Ama her parça tek tek incelendiğinde, bu doğrulamanın büyük ölçüde yorumun kendisinden geldiği anlaşılıyor.
Forumlarda
Forumlarda "12. gezegen" ifadesi, çoğunlukla bir kitap önerisi olarak dolaşıyor. Türkçe kitap forumlarında Sitchin'in kitabını ilk kez lise yıllarında okuyup etkilendiğini anlatan çok sayıda kullanıcı var. Bir kısmı, sonraki yıllarda kitabın iddialarını sorgulamaya başladığını da yazıyor.
İngilizce forumlarda ise Plüton'un 2006'da cüce gezegen olarak yeniden sınıflandırılmasından sonra ilginç bir tartışma başladı: on iki sayısı şimdi nasıl hesaplanacak? Bazı kullanıcılar sayının artık on bir olduğunu esprili bir şekilde söylüyor; bazıları ise Plüton'un hâlâ sayılması gerektiğini savunuyor. Bu tartışma, sayının ne kadar tanıma bağlı olduğunu gösteriyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki "on iki" sayısı, Sitchin'in kitabının başarısında bir pazarlama gücü taşıdı. On iki tanıdık bir sayı: aylar, burçlar, havariler, kabileler. Bir okurun zihninde zaten bir yer bulan bir sayıyı, bir gezegen sayısına dönüştürmek, iddiaya bir aşinalık kazandırdı. Belki de kitabın adı "on birinci gezegen" olsaydı, bu kadar akılda kalmazdı.
Bu bir tahmin; yayıncılık kararlarına dair elimde bir bilgi yok. Sadece sayıların zihnimizde nasıl çalıştığına dair bir sezgi.
Size soru
Bir sayının arkasındaki sayma yöntemini öğrendiğinizde, o sayıya olan güveniniz değişiyor mu? Sitchin'in kitabını okuyanlar, on iki sayısının nasıl hesaplandığını o zaman fark etmiş miydi? Yorumlarda paylaşırsanız sevinirim; ben ilk okuduğumda fark etmemiştim, ikinci okumada şaşırdım.
Giriş yap