Giriş yap
🏺 Anunnaki

12. gezegen hakkında uzmanlar ne diyor? Sayılar, gökyüzünün üç yolu ve Plüton'un kaybettiği unvan

"12. Gezegen", Zecharia Sitchin'in 1976'da yayımladığı ilk kitabının adı. Bu ad, Anunnaki anlatısının en tanınan ifadelerinden biri haline geldi. Ama başlıktaki sayı, kitabı okumayanlar için bile bir soru doğuruyor: Güneş sisteminde on iki gezegen mi var? Bu sayı nereden geliyor? Sümerliler gerçekten gezegenleri sayıp on ikiye mi ulaştı?

Bu sorulara cevap verirken bu kez iki alanın uzmanlarını dinlemek istiyorum: gezegenleri tanımlayan gökbilimcileri ve Mezopotamya gökbilimini inceleyen Asurologları. Her iki grubun da söyleyecekleri, sayının kendisinden çok, sayma işinin nasıl yapıldığıyla ilgili.

Sitchin nasıl saydı?

Sitchin'in on ikiye ulaşma biçimi şöyleydi: Kitabın yazıldığı dönemde bilinen dokuz gezegen, yani Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton; bunlara Güneş ve Ay ekleniyor; son olarak da Sitchin'in Nibiru adını verdiği varsayımsal gezegen. Toplam on iki gök cismi.

Sitchin, Sümerlilerin bu on iki cismi bildiğini ve bunu bir silindir mühür üzerinde gösterdiğini öne sürdü. Ayrıca Mezopotamya'da on iki sayısının önemli bir yere sahip olmasını, örneğin on iki ayı ve on iki büyük tanrıyı, bu kozmik bilginin bir yansıması olarak yorumladı.

Bu sayımda dikkat çeken ilk şey, Güneş ve Ay'ın gezegen olarak sayılması. Modern gökbilimde Güneş bir yıldız, Ay ise bir uydu. Sitchin, Sümerlilerin farklı bir sınıflandırma kullandığını ve bütün bu cisimleri gökyüzünün "üyeleri" olarak saydığını öne sürüyordu.

Gökbilimcinin hatırlatması: Plüton

Gökbilimcilerin bu sayıma ilk itirazı, gezegen tanımının kendisiyle ilgili. 2006'da Uluslararası Astronomi Birliği, Prag'daki genel kurulunda gezegen için yeni bir tanım kabul etti. Bu tanıma göre bir gezegen, Güneş'in etrafında dolanmalı, kendi kütle çekimiyle yaklaşık küresel bir biçim almalı ve yörüngesinin çevresini diğer cisimlerden temizlemiş olmalı. Plüton bu son şartı karşılamadığı için "cüce gezegen" sınıfına alındı. Böylece güneş sistemindeki gezegen sayısı sekize indi.

Bu karar, gökbilimcilerin bile gezegen sayısı konusunda zaman zaman yeniden düşündüğünü gösteriyor. Gezegen sayısı, doğanın kendisinde yazılı sabit bir sayı değil; insanların koyduğu bir tanıma bağlı. Bu, Sitchin'in sayımının bir sorununu da gösteriyor: O sayı, 1970'lerin tanımlarına göre yapılmış bir sayım. Sümerlilerin binlerce yıl önce aynı tanımı kullandığını varsaymak, bir zaman yanılgısı.

Ayrıca Uranüs, Neptün ve Plüton, çıplak gözle görülemeyen ya da görülse bile gezegen olarak ayırt edilemeyen cisimler. Uranüs, 1781'de William Herschel tarafından teleskopla keşfedildi; Neptün 1846'da, Plüton ise 1930'da bulundu. Teleskopsuz bir uygarlığın bu cisimleri bilmesi, gökbilimciler için çok güçlü bir kanıt gerektiren bir iddia.

Siz gezegen sayısının bir tanıma bağlı olduğunu düşündünüz mü, yoksa bunu doğanın sabit bir gerçeği olarak mı öğrendiniz?

Asurologun sayımı: yedi gezgin

Mezopotamya gökbilimini inceleyen uzmanlar, Babillilerin gökyüzünde "gezgin" olarak gördükleri yedi cisim olduğunu belirtiyor: Güneş, Ay ve çıplak gözle görülebilen beş gezegen, yani Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn. Bu yedi cisim, sabit yıldızların arka planında hareket ediyordu ve her biri bir tanrıyla ilişkilendirilmişti. Venüs İnanna'yla, yani İştar'la; Jüpiter Marduk'la; Satürn ise Ninurta'yla anılıyordu. Ay, Nanna'nın; Güneş ise Utu'nun gök cismiydi.

Babil gökbilim metinlerinde, bu yedi cismin hareketleri yüzyıllar boyunca kaydedildi ve hesaplandı. Ama metinlerde, bunların dışında bir gezegenden söz edilmiyor. On iki sayısı ise Mezopotamya'da farklı bağlamlarda önemli: Yılın on iki ayı ve daha sonraki dönemde gelişen on iki burçlu zodyak. Zodyakın on iki eşit bölüme ayrılması, Babil gökbiliminin geç dönemlerinde, Birinci binyılın ikinci yarısında ortaya çıktı.

Yani on iki sayısı, gezegenlerin değil, zamanın ve gökyüzü kuşağının bölünmesiyle ilgili.

Tanrılar arasındaki ilişki: gökyüzünün üç yolu

Mezopotamya gökbiliminin en ilginç kavramlarından biri, gökyüzünün üç yola bölünmesi: Anu'nun yolu, Enlil'in yolu ve Ea'nın yolu. Bu yollar, gökyüzünün doğu ufkunda yıldızların doğduğu yerlere göre belirlenen üç kuşaktı. Enlil'in yolu kuzeyde, Ea'nın yolu güneyde, Anu'nun yolu ise ortada yer alıyordu.

Bu bölünme, Enuma Eliş'in beşinci tabletinde de yansıyor. Marduk, Tiamat'ı yendikten sonra gökyüzünü düzenlerken, her ay için üç yıldız belirliyor ve Nēberu'nun konumunu sabitliyor. Metin, bu konumla birlikte Enlil'in ve Ea'nın konumlarını da belirlediğini söylüyor. Yani Marduk, gökyüzünü düzenlerken eski tanrıların yollarını koruyor ve onlara yer açıyor.

Bu sahnede tanrılar arasındaki ilişki, bir mekân paylaşımı olarak anlatılıyor. Gökyüzü, tanrıların kendi alanlarına sahip olduğu bir harita. An en yüksek göğü, Enlil göğün kuzeyini, Ea ise güneyini yönetiyor. Marduk, yeni baş tanrı olarak bu haritayı yeniden çiziyor, ama eski sahiplerin yollarını silmiyor.

"Her ay için üç yıldız" düzeni, "Üç Yıldız Her Biri" adıyla bilinen gökbilim metinlerinde de görülüyor. Bu metinlerde, on iki ayın her biri için üç yolun her birinden bir yıldız seçiliyor; böylece otuz altı yıldızlık bir tablo oluşuyor. On iki sayısı burada da ayların sayısı olarak karşımıza çıkıyor.

Akademik okuma

Akademik açıdan "12. Gezegen" fikri, iki ana noktada sorunlu bulunuyor. Birincisi, Sümerlilerin ya da Babillilerin sekiz, dokuz ya da on iki gezegenden söz eden bir metni yok; bilinen metinler yedi gezgin gök cismini anlatıyor. İkincisi, on iki sayısının önemi, gezegenlerle değil, takvimle ve gökyüzünün bölünmesiyle ilgili.

Asurolog Hermann Hunger ve gökbilim tarihçisi David Pingree, "Astral Sciences in Mesopotamia" adlı ortak çalışmalarında, Mezopotamya gökbiliminin kaynaklarını ve yöntemlerini ayrıntılı biçimde ele alıyor. Bu çalışmada, Babil gökbiliminin gözleme ve matematiğe dayalı gelişimi, dönem dönem izleniyor. Bu tabloda, on iki gezegenli bir sistem bilgisine yer yok.

Bir de "on iki büyük tanrı" meselesi var. Mezopotamya'da tanrılar meclisinin üye sayısı metinden metne değişiyor. Bazı metinler "yedi büyük tanrı"dan, bazıları "elli büyük tanrı"dan söz ediyor; Anunnaki ve Igigi'nin sayıları da farklı metinlerde farklı veriliyor. Tanrıların sayısını on ikiye sabitleyen bir Mezopotamya geleneği yok. Bu sayı daha çok Yunan Olimpos tanrılarıyla ilişkilendirilen bir sayı.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Sümerlilerin bilgisini sadece gözleme bağlamadı. Ona göre bu bilgi, Anunnaki tarafından insanlara aktarılmıştı. Bu yüzden Sümerlilerin teleskopsuz göremeyecekleri gezegenleri bilmesi, onun için bir çelişki değil, tezini doğrulayan bir kanıttı. Uzmanlar ise bu bilgiyi gösteren bir metin olmadığını, dolayısıyla açıklanacak bir "bilgi" de olmadığını belirtiyor.

Neden bu kadar yayıldı?

Uzmanların itirazlarına rağmen "12. Gezegen" fikrinin yayılmasının bir nedeni, sayıların kendi çekiciliği. On iki sayısı, ay sayısı, burç sayısı ve pek çok kültürde kutsal sayılan bir sayı olarak zaten tanıdık. Bu tanıdıklık, fikri doğal ve uyumlu gösteriyor.

İkinci neden, Plüton tartışması. Plüton'un 2006'da gezegen statüsünü kaybetmesi, bazı çevrelerde "bilim insanları da emin değil" düşüncesini güçlendirdi. Bu belirsizlik, alternatif sayımlara kapı açıyor gibi göründü.

Üçüncü neden, kitabın adının kendisi. "12. Gezegen", akılda kalıcı, merak uyandıran ve kolayca tekrarlanabilen bir ifade. Kitabın içeriğini bilmeyenler bile bu adı biliyor.

Forumlarda

Forumlarda "12. Gezegen" tartışmaları genellikle sayım yöntemi üzerine yoğunlaşıyor. Bazı kullanıcılar, Güneş ve Ay'ın neden gezegen sayıldığını soruyor; başkaları Plüton'un durumunu tartışıyor. Eleştirel kullanıcılar, Babil gökbiliminin yedi gezgin cismini ve "Üç Yıldız Her Biri" metinlerini paylaşıyor. Türkçe forumlarda kitabın adı bazen "On İkinci Gezegen" olarak geçiyor ve tartışma çoğu zaman sayının sembolik anlamlarına kayıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki "12. Gezegen" fikrinin asıl çekiciliği, gökyüzünü bir bütün olarak sayılabilir, kapalı bir sistem olarak sunması. On iki üye, ne bir eksik ne bir fazla. Oysa modern gökbilim, gökyüzünü giderek daha açık uçlu bir sistem olarak görüyor: Cüce gezegenler, keşfedilmeyi bekleyen uzak cisimler, belki de varsayımsal bir Dokuzuncu Gezegen. Sayı sürekli değişiyor.

Babillilerin üç yolu ise bana başka bir şey düşündürüyor. Onlar gökyüzünü saymaktan çok, onu paylaştırmaya çalıştı: Bu bölge An'ın, şu bölge Enlil'in, öteki bölge Ea'nın. Belki de onların gökyüzüne bakışı, bir envanterden çok bir komşuluk haritasıydı. Ve belki de bu haritada önemli olan, kaç gezegen olduğu değil, her tanrının kendi yolunda yürüyebilmesiydi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Plüton'un gezegen sayılmaması kararına nasıl tepki verdiniz? Gezegen sayısının bir tanıma bağlı olması, sizin için bilimi daha mı az güvenilir, yoksa daha mı dürüst yapıyor? Babillilerin gökyüzünü üç tanrının yollarına bölmesini bir gözlem yöntemi olarak mı, yoksa bir inanç haritası olarak mı okursunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap